özgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2022 Salı

Çağırmadım

Ben çağırmadım ki
Sessizliğin daveti senden geldi 
Buyrun daveti bozdu dengeyi 
Benim cehennemim bu kime ne
Normallerin en doğusundayım
Benden daha uzak bir kıta yok
İçimden daha büyük dünya yok
Biliyordum o günah benim
İstemsizliklerle birlikteyim
Şşşş
Aman sakın söyleme
Sermestim mesela sensiz senelerce
Alam güzelliği var yüzünde ile naif gülüşünde
İki kelimem var tabi rolsüz değilim bende
Kimine aşk'ım kimine kocaman romeno
Biliyorum dünümden geçtim
İddialıyım!
Güzel oyunların ihtiraslı tarafıyım
Hiçbir konu konuşulmaz senin adın ile
Yoksa pasajları yanlış mı yazdım 
Mesafelerin mesafesi olamam ki sanmıyorum
Yerden göğe belkide, göğün bile ötesinde 
Bile bile bakmıyorum ki göğe
Sen istemezsin belkide ölümsüz bir bencillikle
Amatör ruhların masörü benim
Orgazmın eşiğindesin sakın 
Tümcelerimle okşarım bütün hücrelerini
Aramızda kaldı o son doğru
Defterimin düzeni yok ki
Sözüm sadece dilimde
Ayrılık mı bu sensizlik
Hududum yok bana sensizlikle
Ben çağırmadım sensizliği
İstemezdim elbette sessizliği
Sen sadece sus ve koş
Ben mi artık zamansız...[İ.G]
 
Görselin çizimi tarafıma aittir.

 

1 Haziran 2022 Çarşamba

Geçenlerden bir anı

Büyük sayılmayacak bir sohbetteydim bu gün.
Aniden peyda oldu aklıma, çıkamadım girdabından dağıldım bir anda.
Hoş geldin inkâr ve merhaba dolanan laflar.
Sözlerin gelişini
Kabul eder miyim ki bilemedim
Şiir yazmıyorum ki ben
Eskiden güzeldi şiirlerim
Eskiden güzeldi sözlerim
Eskimeyen sen.
Vahyoldun yine kulaklarıma
Durma al hayatım senin olsun
Ucuz ticarete gerek yok
Kimsenin rengiyle ilgilenmiyorum
Mahzenine ruhmu mahsur ettiğin an
Kuşlarla karar verdik
Martılar ve Kahkaha
Hımmm
Birde zamanla olan sözümüz var.
Muhatap alıp büyüttüğümüz miraslarımız
Yetimce; bir bu cepte bir o cepte
Dücane oldum iyice
Eksenim mi kaydı dersiniz
Belki de...
Sözlerin birbirini kovaladığı yerde
En önemlim değil midir
Hiçbir soru haketmez yaşamayı
Varsa "Aşk'ın" anlat bileyim
Bir duygu seline düştüm
Ne cama çıktım
Ne duvarları dövdüm
Eve kadar tekrar tekrar sözleri yuttum
Unutacak değildim elbette
Utanacak hiç değilim.
Ruhetli seviyorum rengim koyu
Senin körlüğünle ilgilenmiyorum
En son kızıldenizi yaracaktık
Kıskanma artık yurdunda bile değilim
Gidiyorum
Sınırlarıma aldığım seni ve sana bahşettiğim kendimi
Alıyorum!
Nem'in demini aldı bedenimde
Gözlerim doydu ruhunu seyreyledim
Güz bahçenize komşuyum
Bahçenizde kuzgundan şarkılar
Kısa süren o şarkılar
Gizli gizli yaşamaktalar
Kelime kelime dinliyoruz
Satır satır ağlayarak...[İ.G]

Görsel çizimi tarafıma aittir.

 

24 Mart 2022 Perşembe

Düzgün düşüyorum

Düzgün düşüyorum senelerce sensiz
Kalktığım biranlarda bile
Sana benzer bütünler
Sanki ilffin delisiyim bütün seslerin bekçisi
Bir anım var istersen bahsedeyim
Zaten insan isterse dilediğini istediği an yapabilecek biri
Pekiyi adem niye sessizdi
Doğru bilinen değil misin sen
Neyse
Sakince uyardı beni gecenin sesi
Ya bir an varsın yada bir anda varsın
Sessizce çekti kenara
Ya bir alırsın yada birde kalırsın
Sanki hurdye bilmecesi
Sanki hurdcaydı dili
Dinledim gecenin sesini
Sessizdim ve yalnız 
Tabi sınırların adamıyım vesselam
Kendi sesiydi gecenin belli ki
Sikt*r çektim bütün birikimlerine
Onun kuralları bana göre değil ki
Bohem bir ruha sahibim
Aksi hakaret gibi
Ne bir an vardım nede bir anda kaldım
Ne bir aldım nede birde kaldım
Bütün duyguların katili bendim
Toprağa koyup ilk adımı da ben attım
Hazırdım
Nişan bile aldım
Ve Rap Rap Rap
Sesini duydum?
Gecenin sesinden bağımsız!
Yalnızdım demiş miydim
Öyle canlıydı ki sesi
'Sesinizi duydum efendim'
Tekrar merhaba
Tekrar flört
Tekrarlarımla
Çığlık attım ortalıkta
Tabi yalnızım elbette evde
Halıya düzgün düştüm 
İlmekleri yüzümde şekillendi
Hızlıca toparlandım, çok büyük olmayan evimde
Yalnız olduğumu bile bile
Oda oda aradım
Sessizce
Ve
Nefessiz
Sanki o nefes bile gidecekti bilinçsizce
Hatırlamadığımı düşünüyorum 
Sanırım ağlıyordum
Neydi bu şimdi
Neydi benim yegane tonumu ve tınımı geri getiren
Mahkeme salonundayım
Karar verdim birden
İlişkiler maslahat güzarı seviyesine inmişti bile
Sonrası yazlak oldum
Bir soluk şarkı duydum 
Sabaha kadar sessizliğimi buldum 
Bitince herşeye
Ses gitti
Gece bitti
Bitenler bitmişti bile
Yalnızdım böylece...
Buda böyle bir anı meşhur geçenlerimden...[İ.G]
Görselin çizimi tarafıma aittir.

1 Şubat 2022 Salı

Misal ol ki

Mecnun idim yastığım elimde
İstidad aramadı ki gönlüm
Zaten leyla benimle
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Yağmuz altında gezerdi ellerimiz
Güzelliklerimize birleştirdiğimiz
Gök yüzünde işaretlediklerimizde
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Ardımızdan sözümüzü duyan olmuş
Kem gözle aşkımıza söz etmiş
Bu gönül tek yaştadır
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Seninle başladı yine ilahi komedya
Cennetten kovdular beni sana geldim
"O" da bilemezdi cennetten bile güzelsin
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Eskidi hislerim ben artık yokum
Hislerimle var olduğumdu
Yabancı değilim ki ben "O" yum
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Sonsuz yaşamı yaşıyorum seninle
Bu sır sadece benimle
Mahkum değil miyim gözlerine
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Dupqe'ye giderdi ayaklarım
Yeri yok, Yurdu zaten yok
Gönlüm sende kaldıya
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Soyunda gel dedin yanıma, Geldim.
Üşüdüm ısında gel dedin, Geldim.
Çok konutun Sus da gel dedin, Geldim.
Boynuma taş astım
Gel ey leyla
Misal ol ki -o-
Doğduğumandır soygunum kendime
Öyle aşka bulandım ki yeniden
Sıyrıldım ben kendimden seninle
Öyle ısıttım ki gönlümden aşkla
Sözüm bitti sensizlikten sustum.
Taş astım leyla diye boynuma
Tahtın olsun.
Şöyle
Yanıma Oturmaz mısın. [İ.G] / [21.01.2022]
 
 

 
 
 
 
 
 

16 Ocak 2022 Pazar

Nasılsınız...


Serzendim ben yine bu yana. Yine sabah bir kalktım ortam loş, gözlerim loş. Uyumaktan değil yok yok.Tam 4 sene belkide 1400 gece arka arkaya saymadım inanın.Gecenin mimarına hastayım. Öyle  böyle karanlık yapmamış. Ucunu bulamadım karanlığının. Hani derler ya Dibin Dibi diye. Hah işte öyle.

Şimdi nasıl anlatayım ki veya anlatmalı mıyım bilmem. Paylaştıkça azalanlar  olduğu kadar paylaştıkça çoğalır bazıları. Kızıla çalardı teni,ipeksiydi dokusu şimdikiler gibi değildi dokunuşu. Bakışları mesela içimde, içimi delen içimden geçen bakışları. Boyu benden bir tık uzundu; olsun. Ne alınganım ben ona ne küskün. Hesabım Tanrıya yazılmıştır varya hep dilden mideye.

Bir Varmış Bir Yokmuş.

Zaman aktı ben gebeyim. Öyle bir hasta oldum ki hem Devrin Ecnebisiyim hem Gülmezim. Kevser kesik, çizik ve çivi. Vardır böyle denklemlerim. İçimde koca bir kulübe dışım ise metruk bir matruşka. Zamanı devrettik devran ettik yetmedi göğe feveran ettik. Hem cebraille hem mikaille hasbihalen göz yaşı devşirdik. Azraille ilerledik ve hava karardı, gök yanıldı. Sanırsınız dağlar yürür üstüme. Biliyorum ben bu dağlardan biri ile aşk olacağım yine belkide. Yalnızlık işte o zaman yalnızlık "Banane". Ne gelen oldu ne  kahpe. Lanet düşlerim ve iğrenmeli gülüşlerim. Sevgisizsiniz ey insanlar, pislikler. Nasıl da acımasızsınız Kırmızıya. Nasıl üzülmezsiniz lan. O benim gülüşünde yandığımdı pervasızca. Nasıl Nasıl...

Tanrı geldi yanıma teselli etmek istedi belkide. Öyle isyan doluydum ki nisan  oldu tanrım. Tanrı da yoktu bende ve zaten kırmızım da. Gebe düşük doğdu: Fidanları kırdım, Toprağı soldurdum, Hayatım çekildi elimden susadım ben Kırmızı. Al'ım gitti dünyam ise artık bomboş. Tanışmak ister misiniz boşluklarım ve yokluklarımla.

Siz Bilirsiniz...

Varsıllar sürüsü, yorgan yığıntısı, dolap güveleri, Terliksiler...

Değerli olan ne- varsa toprakta, Ana yüreğin sen kokar. Sürgün edilmedim ben zaten mahkumum ebedi. "Ne Yalanlarım Ne Kabul Ederim" beni bilirdin sen eskiden ve Ben bilirsin seninle... Artık mimar bitirdi işini, karanlıklar tamamen içimde ve kendime yeminim "O" sözünü tutmadan "İSA" yoktur.

Günaydınlar hepinize.

Nasılsınız? [İ.G]/[16.02.2013]

8 Temmuz 2021 Perşembe

Benim..!

Dünden beri dokuzuncu güz benim
İlgi veya Sevgi değildir istediğim
Sanmayın ki açım ben bunlara
Öyle ya güzün içindeki vaha benim
Şairin kelamları şiir ile sevişmekli
Acıyı boyayıp sevince geçmeli
Sanmayın ki sahte bir hevesti
Öyle ya acının içindeki şehvet benim
Utanıyorum yerden ve utangaç gökten
Sahi özür dilemeli miyim martılardan
Yatağa attığım gözyaşlarından
Biliyorum ki o yaşlardaki düş de benim
Dengeyi severdik suda gezerken
O bir gelecek ben bin gidecektim
Gülüşleri çok sade ama bakışları kanlı
Öyle ya kanda rüya gören benim
Öyle ya dengenin tahtası bile benim
Evrensel rüyalar görsek de kapitaldi hislerim
Toplum nezdinde bencilliği sevendim
Tek olan  tek doğar ve tek ölür
Tekilliğin hiçliğine gelen benim
Adım yazılı gökte ebced ile
İnkişaf eden elemce benim
Bakana göz duyana ses iken
Giz idi her şey adı insiraf olan benim
Kadim lisan ve harap olan harflerle
Eşyaya isim koyan benim
Suya ateş atıp balık istesem de
Balıktaki a-lık benim
Hizaya geldi şehvet ve diz çöktüm
Dizlerimse tutkuluydu içimde sen dürtüsü
Sevişmek arzusunun yalancısıyım
Öyle ya Kırmızının karanlık yüzü benim
Korkun baki kalmasın istemem
Derinlerdeyim göklerde ne işim var benim
Üşüyorum anılarda dalgınım seninle ve savaşıyorum
Savaşın ortasında ilk ölen benim
Sana yaklaşıyorum Sağdan belki de
Ateş var içimde Ateşlerle yanıyorum
Kuruyorum ben Kuruyor muyum ey mor menekşe
Menekşeyi kurutan Alev benim
Öksedir ağacım sırlı yapraklarımla
Hem inenim hem çıkan benim
Kokun gelse de parmaklarıma
Parmaklardaki kokuya yabancı olan benim
Sağlamdı temellerim yıkılmadan önce
Hızlı idi nefes alışlarım 
Geçen her sene ve saniye solumaktayım seni
Yıkıkların içinde hayatta kalan benim
Son Putumu istiyorum ki yıkayım
Elimde değil ki baltam hâlâ eksik
İbrahim'e selam ediyorum ki kendime koçum 
Koçu kurban edecek balta benim
Maskeli yüzleri ve samimiyetli gülüşleri
Ayrıca pervasız hislerin saldırısındayım
Sürgün edildim mahkumum savaşlara
Sürgüne esen yelin kokusu benim
Devrimci kelimeler ve Felsefik sözler
Ne Zalime karşıtım ne mazlum olandım
İkisine de yabancıyım ve ikisine de yalancı
Mazlumca kendini öldüren Zalim benim...[İ.G]

14 Haziran 2021 Pazartesi

Kahrolsun 2008

On dört sene ve her gece, Her gecem ayrı bir sene
Müjdeli yaşıyorum bu hayatı, Duygularımsa zaten kapitalist
Sanmayın ki sosyal ve eleştirel, Yok yok ne ismi var ne saçı
Kara değildi kaşları ve kalemle konuşmazdı, Nede olsa  gündüz kuşları
Duygum kırık kalbimse katı, Mahzen misali bakışları dipten dibe
Kibbele'nin kapısından geçti çok oldu, Marttı yine ey kalbim müjde
Mart ayı lanet ayı belki de, Kırılmadı bu döngü ama kırılmalı
Nefes olsun bu cana, Rahmet ile gelsin diye
On dört sene her ayım, Her ayım on dört gün
Her günüm on dört gece, Her gecemse on dört sene
Tam on dört sene...
Rakamlara göz kırpıyorum, Beş ile flörtüm belki de
Boy veriyor denizimde, Oysa rengim bile kırmızı
Tanrıya ikramım oldu, Söz verdik kendimize
Sanma ki satırım rakamsız, 33'ü nereden bileceksin
Üç ile  başlayan Postegrom, Dört  zaten Alevli
Uğurlu sayım yok ki, Beş ise Pontegromdur benim
Mesajlarım çok mu dersin, Ama bahar heyecanlı
Kahrolsun kuru devrimler, Teşekkürlü merhaba
Düzensiz mısralara hastayım, Gevşek bir rasttayım
Koşuyorum ama durgunum, Kim bilir belki de kıskanıyorum
Malum çağlar utangaç sırlar, Kavaklar zaten yel'liydi
Hocaların çantasında neler var acaba
Ses geldi, Sesi geldi sonra Kendi geldi
Sonra Gitti...
Anonim bir yokum biliyorum, Doğum haritam belli
Elinde bilezik öyle hünerli, Heykel gibi hayatım zaten traşlı
Üç numara bakışlarıyla, kulaklıkta Emelden LOST var
Sokaklarımda mücahitler, Zalime zalimce  savaşçı
Söz var Tanrıdan, Önüm sis ve ardım siste
Kahrolsun İki bin sekiz
Kahrolası 2008...[İ.G]
Görsellerin çizimleri bana aittir.

25 Mart 2016 Cuma

Başka Bir Yazı; Serdar TUNCER

Yeni Şafak gazetesi Yazarı Serdar Tuncer "Türkiye yıkılmaz" başlıklı dünkü yazısında çarpıcı tespit ve değerlendirmelerde bulundu.
Mayıs ayında Türkiye karışacak!
Koordinatörün hedefi, amelenin gayreti, hainin fitnesi bunun için, şakşakçının hayâli, finansörün umudu bu!
Büyük Türkiye istemeyen koordinatör, bölemediği Türkiye istemeyen amele, kendisinin olmayan Türkiye istemeyen hain, kendisinin iktidar olamayacağı Türkiye istemeyen şakşakçı, kendi sözünü dinlemeyenlerin iktidar olduğu Türkiye istemeyen finansör hepsi bir araya geldiler.
Birisinin planı, diğerinin bombası, ötekinin beddua ve fitnesi, berikinin alkışı, bir diğerinin parası aynı noktaya odaklandı.
Hedef, gayret, dert, hayâl ve umut bir oldu. O birin tek cümlede ifadesi ise bu kadarcık: “Mayıs ayında Türkiye karışacak!”

AKTÖRLER VE FİGÜRANLAR
Tarihin çok az evresinde birbirinden farklı bunca aktör, böylesi bir işbölümü ile bir araya gelebilmiştir.
Koordinatör, kendisindekiyle yarışacak yollara, köprülere, havaalanlarına, askeri güce, ekonomiye sahip bir Türkiye'yi asla istemezken; şakşakçı, bütün bunlar kendi eliyle gerçekleşse varlığından katiyen rahatsız olmayacak.
Hain, İslâm âleminin umudu ve duası olan Türkiye'nin kendisine ait olması durumunda en sahici sancaktarlığına soyunacakken, koordinatörün ekonomiden daha büyük huzursuzluk sebebi işte bu umut ve iddia.
Amele, elindeki bombaları patlatarak çıkaracağı kaosla Anadolu coğrafyasında bir devlet hayâli kurarken; finansörün umudu, kaostan uzak, istikrarlı ama iktidarına söz dinletebildiği bir Türkiye.
Menfaatleri birbiriyle bu kadar çelişen bu namussuz ortakların Türkiye'yi karıştırma hedeflerinin bir de gönüllü figüranları var. Her birinin bu oyuna figüran yazılma sebebi diğerinden farklı: “İkbâl hevesi, intikam sevdası, adanmışlık duygusu, gelecek kaygısı, miras at gözlüğü, kör taassub, genetik budalalık…” Ne ararsan var.
Figüranların her biri, bir başka şeyi atabilme kabiliyetine sahip. Kimi kendisini patlatarak bomba atıyor, kimi kafa patlatarak manşet, kimisi gırtlağını patlatarak slogan, kimi de hayâ hissini patlatarak tweet...
Bütün aktör ve figüranlar, gözlerini bu Mayıs'a dikmiş bekliyorlar.
Ne yapıp edip Türkiye'yi karıştıracaklar. Hedef bu.
BAŞARABİLİRLER Mİ?
Nasıl yapacaklar?
Yumuşak karnı çok olan bir ülkede, kaşıyacak yarası gün be gün artan bir zeminde, en olmayacak şeylerin dahi sıradanlaştığı bir zamanda bahane bulmak hiç de zor değil. Türk-Kürt meselesi, olmadı Alevî-Sünnî davası… Tutmadı, saray-diktatör zırvası... Hiç birinden ses gelmedi diyelim; ağaçtan çiçeğe, kuştan böceğe ya bir sebep çıkar yâhut çıkarılır nasıl olsa, dert değil.
Neden Mayıs diye bir soru geliyor akla. Bilmiyorum. Saygılarından değilse de, milleti sokağa dökemeyiz kaygılarından Ramazan'da yapamazlar bu işi. Temmuz- Ağustos figüran bulmak zor, Eylül'e kim öle kim kala… O zaman yaşasın Mayıs! Belki böyledir, belki de şeytanın bile henüz bilmediği bir başka sebep var.
Benim esas sorum başka:
Başarabilirler mi?
Cevabım kısa ve net:
Hayır, başaramazlar!
Diyeceksiniz ki; nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?
Geriye dönüp iki buçuk asırlık serencâma göz atıvermek yetiyor emin olmak için. İçeriden dışarıdan bu devleti yıkmak kastı ile o kadar çok dalavere çevrilmiş ki iki yüz elli senedir, haddi hesabı yok. Ama olmamış, ne yaptılarsa başaramamışlar bir türlü.
ANLAMAZLAR
Neden başaramamışlar, diyeceksiniz şimdi de.
Hainler çok kabiliyetsiz olduğu için değil, ülkeyi yönetenler hep akıllı olduğu için hiç değil. Yönetenlerin hain olduğu zamanlarda bile başaramamışlar yâhu, daha ne diyeyim.
Hepsinin derdi yıkmak olamaz, demeyin.
Acı olan da bu ya. Bir yıkılırsa; amelenin her canı sıkıldığında kavga edeceği, hainin, elden gidenleri bin bir dalavere ve şantajla geri alabileceği, şakşakçının biraz da biz yönetelim diyeceği, finansörün sözünü dinletebileceği bir devlet kalmayacak ortada. Durum bu kadar vahim, budalalık bunca yaman.
Onlar nasıl yıkarız diye düşünedursunlar; biz, 'niçin Türkiye yıkılmaz'a cevap arayalım birlikte. Gerçi bulacağımız cevapları kabule, koordinatörün imansızlığı, amelenin kalpsizliği, hainin akılsızlığı, şakşakçının nasipsizliği, finansörün kıblesizliği manidir ama olsun.Bizim marifetimizden değil, bize rağmen, Allah (c.c) bu ülkeyi muhafaza ediyor şuurundaki Türkiye sevdalılarının kalplerindeki iman nuruna emanet etmek üzere arayalım cevaplarımızı.
TÜRKİYE YIKILMAZ
Filistinli bir annenin, Suriyeli bir çocuğun, Mısırlı bir adamın, Kerküklü bir yiğidin, Hindistanlı bir âlimin duası olduğu için değil sadece; Kosova ovasında Murad Hüvendigar'ın gözyaşlarıyla ettiği, ilk ikisi kabul edilmiş duanın üçüncüsü olduğu için Türkiye yıkılmaz.
Mevlânâ'ları, Yûnus'ları, Aziz Mahmud Hüdâî'leri, Hacı Bayram Velî'leri, Seyyid Abdulhakim Hüseynî'leri değil sadece; bütün bu zevât-ı kiramın kendisine ümmet olmakla şeref bulduğu Habîb-i Ekrem'in (s.a.s) mübarek emanetlerini sinesinde saklamaya devam ettiği için Türkiye yıkılmaz.
O mukaddes emanetleri alıp gelişindeki tevazu ile zirveleşen Yavuz Sultan Selim Hân'ın hilafeti, hâkim olmak değil hâdim olmak diye tasvir eden asaleti aşkına değil sadece; liyakatten değil lütuftan doğan bir hikmet ile meclisinin şahs-ı mânevisinde o hilafetin hâlâ mündemiç bulunuşu hatırına Türkiye yıkılmaz.
Altı asır boyunca “İla-yı Kelimetullah” “Nizâm-ı Âlem” diyerek din-i mübîn-i İslâm'ın sancağını üç kıta, yedi denizde dalgalandıran ecdâdın, imansıza diz çöktürüşü hatırına değil sadece; sancak düştüğü yerden kalkar fermanı önünde layık olamayışının mahcubiyetiyle diz çöken evlâdın hatırına Türkiye yıkılmaz.
Er-Rahman'ın yüzlerini bu ülkeye dönüp son bir ümitle dua eden mazlumlara duyduğu muhabbet sebebiyle değil sadece; El-Kahhar'ın o ümmete zulmeden zâlimlere beslediği adâvet hatırına Türkiye yıkılmaz.
Düşmanları kul, dostu Allah; Türkiye yıkılmaz.
Bu ülkeyi sevmeyi iman bilenlerin yanaklarından süzülen her bir damla ebâbil kanatlı bir ah; Türkiye yıkılmaz.
Lâ gâlibe illallah, Türkiye yıkılmaz![24.03.2016]/[Serdar TUNCER]

15 Mart 2016 Salı

Nefretinizi Hasat Edin Artık.

Şimdi bu görüntüye dikkatli bakalım. Bir İnternet sitesinde haber başlığının altındaki yoruma dikkat çekmek istiyorum. Kullanıcı Türkiye'min özeti niteliğinde. İlk yorumu gayet açık taraf/yandaş bazı kesimlerce zaten dile getirilen bir şey. Kullanıcı kendine yedirememiş ve hırsını alamamış olacak ki bir kaç saat sonra tekrar aynı başlığın altındaki yorumuna dahi yorum eklemiş...
Şimdi Soruyorum Türkiye'm de olan arkadaşlarıma ve takipçilerime ;
Teröre Kurban gitmiş 35 candan sadece bir ikisinin mi önemi var ?
35. Canın hangi birine dikkat ettiniz? Kaçı hayatına bir adım atmış?
Hangisi hayatta bildiğimiz anlamda tad almış?
Herkesin birinin tarafında ve yandaşı olduğu ülkemde daha birbirinizi ne kadar öteleyeceksiniz? Ne kadar Nefret pompalanmasına imkan vereceksiniz?
Bazı kardeşlerimin ablalarımın ve hatta hatta abilerimin de buna imkan veren kim isa dediklerini duyar gibiyim...
Ben her söylediğimi söylüyorum.
Bu yorumu getirenlere diyorum ki sorumluluktan kaçmak için bu kadar kolay yolu seçmeyin.
Bu ülke hepimizin. Geçmişte Ektiğiniz nefret tohumları bu gün büyümüş durumda ve bunun önüne geçmektense kendi tohumlarınıza da aynı zihniyeti pompalıyorsunuz.
NEDEN?
Siz kendi devrinizde kaybedenlerdensiniz. Devrinde kaybeden olarak bu devre müdahil olmaya çalışmanız Suyu daha da bulandırmakta ve bulandıracaktır.
Devri değiştirmeye niyetliyiz bizler. Hoş görü ile Huzurlu eleştiri ile Refah iletişim ile...
Sizler gibi Şu'cu Bu'cu On'cu diyerek değil.
Kutuplaşmadan dem vuran abilerim, ablalarım
Siz necisiniz? Sizin sevdiğinizi sevmiyor diye neyin yaftasındasınız?
Sizin sayğı duyduguna sayğı duymuyor diye neden ötekileştiriyorsunuz?
Bizler en azından daha sağ duyulu davranmaya ve sizleri dahi anlamaya çalışıyoruz.
Ama kabul etmeliyim ki sınırlarımızda gezmektesiniz; Anlamakta güçlük çekiyoruz.
Belki Anlarsınız diye en azından bir umut ile küçük bir hikaye paylaşmak istiyorum sizler ile...[İ.G]

"Üç arkadaş varmış. Bu üç arkadaş bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar. Biri türk, biri kürt, diğeri de ermeni. Ama ermeni olan aynı zamanda papaz. Sıcak havada yürüdükten bir süre sonra yolda susuyorlar. Etrafta su yok. Bağların bahçelerin olgun zamanı. "iki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın," diye bir bağa giriyorlar. Bağın sahibi bir türk ama onu görememişler. "Kaç paraysa veririz," diyerek yemeye başlamışlar. Bu sırada bağın sahibi gelmiş. Bakmış üç kişi üzümünü yiyor. Fena bozulmuş ama üç kişiyle de başa çıkamayacağını düşünmüş. Birine bakmış, kıyafetinden ermeni ve papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü de türk.
dönmüş ermeni'ye, "bak bu adam türk, yesin malımı. benim kanımdandır. helali hoş olsun. bu da kürt'tür ama din kardeşimdir. sen niye yiyorsun benim üzümü mü?" demiş. Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen türk ve kürt'ün hoşuna gitmiş. Adam, papazı bir güzel dövmüş. Kıpırdayacak hal bırakmamış, yere uzatmış. Bağ sahibi biraz sonra kürt'e dönmüş. "Müslüman'sın da niye sahipsiz bağa giriyorsun. Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun, çünkü o Türk'tür kardeşimdir," diyerek bir güzel onu da dövmüş ve yere uzatmış. Bu durum türk'ün hoşuna gitmiş biraz sonra türk'e dönmüş ve "tamam anladık türk'sün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi?" diyerek türk'e de vurmaya başlamış. Türk yumrukla yere yuvarlanınca kürt'e dönmüş ve "biz," demiş "papazı dövdürmeyecektik".
İlk bomba patladığında birlik olacaktık kimin öldüğüne bakmadan.. Suruçta mitingde bomba patlarken oh olsun diyen sözde Türk milliyetçileri ve Ankara da ki patlamalara oh olsun diyen sözde Kürt milliyetçileri onların fikirleri ortak.. Bir türk bir kürde düşman olmaz düşmansa gavurdur.. bir kürt te bir türke düşman olmaz ha düşman ise oda gavurdur."[Hikaye alıntıdır]

29 Şubat 2016 Pazartesi

Neyleyim

Umutsuz Bekleyişlerimize Bir Kuru Tane
Acziyetimiz hat Safhada, Çürük Kokusu
Kayıplarla Buluşlar Tek Hedef Savaştayız.
Sevgi bile Karşımda Yeğlemem Düşmanı.

Yatırdım Saatleri Sol Göğsüme
Çektim Yorganı Göz Bebeklerime
Ateş Yağar  Tenime Sensizim.
Sevgi bile Karşımda Neyleyim Düşmanı.

Kara Kaplıdır Kara Kalelerin
Aşılmaz Yerlerdesin  Gelemem
Örme Duvar Aramıza Geçemem
Sevgilim bile Karşımda Meyletmem Savaşa
Savaşı Neyleyim ki İstemem ben İstemem...

Uzun Yollarımıza Yıldızlar Yağdı SeSSizce
Kara Cahil Kadın;
"-Sus Pis, Aşağılık Aşık..."
Ter Dökme Ey Can.
Eyy Aşk
Kaybeden Ne Sen ne Ben
Yalnızlık Böyleyken Neyleyim Savaşı...[24.02.2015]/[İ.G]

25 Ocak 2016 Pazartesi

Bir Pazarda İki Tegâh

Pazar Kurmuştuk Biz Onunla, Pazarımız Vardı...
Bu Hayatta O Bana Müşteri, Ben Ona Ev Sahibiydim.
Methettim Kendimi, Övdüm Yalansız...
Olmayana Bir Artı Katmadık; Yalın, Sade ve Duru...
Tezgâhımı da Ürünlerimi de, Beni de Doğru ve Kaliteli Olduğunu Görsün Diye..!
O da Açtı Tezgâh. Malları azdı Sesi de Kısık.
Tok Satıcı Gibiydi Bence Utangaç...
Pazarlayamıyordu Kendinde Olanı Hem Müşteri Hem Pazarcı Olan "BANA"
Tenha Kaldı Tezgâhı.
Ben Gittim.
Bu Nedir ? Bu Sende Midir?
Yardımcı Oldum hem Ona Hem Bana...
Bir Pazarda İki Pazarcı İki Yabancı!
O Pazarda Pazarcılar Müşteri İdiler Tezgâhlara...
Ben Bitirdim Mallarımı da Kendimi de: Kaldırdım Tezgâhımı..?
Onun Tezgâhı Çok Boş Kaldı, Belli Yabancıydı ve Yalnızdı ama Dik.
Kaldırmaya Başladık O Tezgâhları, Ben Mutlu ve Duygulu.
Şimdi ben Elleri Açık ve Samimi, O Tezgâh Hüzünlü, Sessiz ve Pişman Bir Müşteri.
Pazarlar Hep kurulmalı bu Hayatta.
Hikayeler de Daha Bitmedi, Bitmeyecek Belkide...[i.g]/ [22.12.2015]


11 Ocak 2016 Pazartesi

Meselenin Özü "... Biliyoruz ..."

Birde Şöyle Bir Mesele Var.
Örnekle Anlatmaya Çalışacağım. Ben Biyolog'um ve 4 Yıl Biyoloji Bilimi ve Alt Bilimleri Üzerine Eğitim Aldım. Makro ve Mikro Canlıların Hayatları, Anatomileri, Fizyolojileri ve Benzerleri (İç ve Dış Yapıları)Hakkında Tabiren Dirsek Çürüttüm.
Bir Arkadaş da Pazarda Tezgahtar, Okul İlmi Tahsil Etmemiş. İşini de Oldukça İyi Yapıyor.
Sağlam Laf Çeviriyor Ağzında. Klasik İki Yurdum İnsanıyız ve Her Konuda Bir Bilgi ve Yetenek Sahibiyiz ya... Bu Arkadaşım da Aynen Böyle.
Ara Ara Toplanıp Çaylı-Sigaralı Sohbetlerimiz olurdu.Konu Değişken Her Zaman. Bazen Din, Bazen Politika,Bazen Askeri Ama Değişken. Bunca Değişkenliğe Rağmen Biliyoruz Herşeyi..Öyle Gazete, Dergi,Kitap,Makale gibi Entellektüel İşleriyle İlgilenen Bir Tip Değil. Araştırmaz Yani :)
Klasik İşten Gelince Televizyon Makinesinin Karşısında Şu Dizi, Film, O Belgesel, Bu Haber Gezer Durur! Ülke ve Dünyaya Dair Bilgi! Depolar.
Bir Gün Bilim İnsanlarının Dünyanın Dönmesi Konusunda Bizleri Aldattığını Konuştuk. Öyle Hemen Reddetmedim, Elbette Onun da Sözleri ve Kanıtları Var Kendince..! Ama Bilgi Sahibi Olmamasına Rağmen Fikir Sahibiydi.Başka Bir Buluşmada Fizikti Konu ve Atomu Reddetti.
Geçenlerde Evrimi Duymuş bir Yerden Geldi Benimle Tartışıyor. Reddediyor Tabi.
Biraz Kendi Kendine Konuştu, Ara Ara Carles Darvine Küfürler Etti, Biraz Zaman Sonra Kendince Evrimi de Kanıtlıyordu. Bilimsel ve Kanıtsal Örnekler/Adresler Gösteren Bir Tipim. Farazi Konuşmak Evrene ve Tanrıya İftira Niteliğinde Benim İçin. İzahlar, Kanıtlar , Deliller ve Anlatımlar . Bu İlim Üzere 4 Yıl Hem Ana Bilim hem Alt Bilim Üzere Tahsil Yapmama Rağmen 2.5/3 Saatin Sonunda
"-Sen Boşver Bunları, Hepsi Yalan Ben Biliyorum." Sözünü Duydum. Ben Biliyorum Ne Kadar Cüretkâr Bir Söz Olmuş Değil mi? Yazarken Fark Ettim Bende...
Nereden Biliyorsun deyince ;
"Hani Bilgisayardaki Tarayıcıların Arama İmleci Olan Tekerlek Varya Aynen Onun gibi İşte.
Sanki Arama Yaptı da Biran Kayboldu Bildiklerinin Arasında!

10 sn Falan  Sürdü Sonra Hata Vermiş Olacak ki Arkadaş "-Biliyorum." Diyebildi Sadece Önü Açık Sonu Açık Tek Kelimeye Tutunmuş Gibi.
Herkes Kendi Dalında Sekmeli. Evet Kesinlikle Kendimizi Geliştirmeliyiz Ama Reddedişçi ve Faraziyetçi Yaklaşım Sergilemeden. Ben Biyolog'um Bir Ziraat Mühendisinin Bilgisine Erişebilirim Teorik Olarak ama Ziraat Mühendisini Reddedemem ya da bir Avukatı! Veyahutta Subayı.
Ülkem Siyasileri ve Askeri Yönetimi 40 Yılı Aşkındır Çeşitli Yollarla Çözmeye Çalışıyorlar Terör İlletini. Ama Bizim Çok Bilmiş Zihniyetimiz 30 Yıllık Siyasinin, 20 . 25 Yıllık Komutanı Fikir, Görüş, Taktik ve Savunmasını Reddediyor.
"İndir Oraya 100 Bordo Bak ne Oluyor." Diyerek 40 Yıllık Yarayı 40 Saniyede İyileştirebiliyorlar.
Hiç Bordo Gördün mü?
Hayır.

Askerlik Yaptın mı ?
Evet.

Ne Olarak ?
Piyade.
Göreve Çıktın mı? Çatışmaya Girdin mi? Destek Olarak Çatışmaya Sonra Katıldın mı?
Hayır.
Yat, Kalk, Sürün 5 km Koş. 15  Ay Sonra Terhis Oldu Geldin Demi.

Evet Kanka ve 100 Bordo İle Terörü Çözüyorsun Öyle mi?
Ama Kanka ... ... ...
Ya da Ülkem Gitmiş  Çok Uzun Bir Süre Sonra İlk Defa Katara Üs Kurmak İçin Karar Almış..!
Neymiş Katarda ne İşimiz Varmış! Gelişmiş Ülkeler Böyle Yapmazmış.
Dünyadan Haberi Yok ki Gelişmiş Ülkelerden Haberi Olsun.
Bütün Tarihimiz Boyunca Yabancı Çanakçılığı (Mandacılık) Var Olmuştur Ulusumda.
Yazmakla Bitiremem İnanın ki.
Birde Türk Olmayan ya da Ülkem Aleyhine Çalışan Herkesin Sözüne Tam İnancı Var  Ülkem İdarecilerine, Din Görevlilerine, Subayına Yalan Söylüyorlar Diyebilecek Kadar Biliyorlar.
Çok Biliyorlar.
Dilerim Anlatabilmişimdir. Bilmeyelim Sadece Bilebildiğimiz Kadarını Bilelim Lütfen.
Ölçülü Bilelim, Edepli Bilelim mi?
Selam ve Dua İle... [31.12.2015]/[İ.G]