Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2016 Cuma

Başka Bir Yazı; Serdar TUNCER

Yeni Şafak gazetesi Yazarı Serdar Tuncer "Türkiye yıkılmaz" başlıklı dünkü yazısında çarpıcı tespit ve değerlendirmelerde bulundu.
Mayıs ayında Türkiye karışacak!
Koordinatörün hedefi, amelenin gayreti, hainin fitnesi bunun için, şakşakçının hayâli, finansörün umudu bu!
Büyük Türkiye istemeyen koordinatör, bölemediği Türkiye istemeyen amele, kendisinin olmayan Türkiye istemeyen hain, kendisinin iktidar olamayacağı Türkiye istemeyen şakşakçı, kendi sözünü dinlemeyenlerin iktidar olduğu Türkiye istemeyen finansör hepsi bir araya geldiler.
Birisinin planı, diğerinin bombası, ötekinin beddua ve fitnesi, berikinin alkışı, bir diğerinin parası aynı noktaya odaklandı.
Hedef, gayret, dert, hayâl ve umut bir oldu. O birin tek cümlede ifadesi ise bu kadarcık: “Mayıs ayında Türkiye karışacak!”

AKTÖRLER VE FİGÜRANLAR
Tarihin çok az evresinde birbirinden farklı bunca aktör, böylesi bir işbölümü ile bir araya gelebilmiştir.
Koordinatör, kendisindekiyle yarışacak yollara, köprülere, havaalanlarına, askeri güce, ekonomiye sahip bir Türkiye'yi asla istemezken; şakşakçı, bütün bunlar kendi eliyle gerçekleşse varlığından katiyen rahatsız olmayacak.
Hain, İslâm âleminin umudu ve duası olan Türkiye'nin kendisine ait olması durumunda en sahici sancaktarlığına soyunacakken, koordinatörün ekonomiden daha büyük huzursuzluk sebebi işte bu umut ve iddia.
Amele, elindeki bombaları patlatarak çıkaracağı kaosla Anadolu coğrafyasında bir devlet hayâli kurarken; finansörün umudu, kaostan uzak, istikrarlı ama iktidarına söz dinletebildiği bir Türkiye.
Menfaatleri birbiriyle bu kadar çelişen bu namussuz ortakların Türkiye'yi karıştırma hedeflerinin bir de gönüllü figüranları var. Her birinin bu oyuna figüran yazılma sebebi diğerinden farklı: “İkbâl hevesi, intikam sevdası, adanmışlık duygusu, gelecek kaygısı, miras at gözlüğü, kör taassub, genetik budalalık…” Ne ararsan var.
Figüranların her biri, bir başka şeyi atabilme kabiliyetine sahip. Kimi kendisini patlatarak bomba atıyor, kimi kafa patlatarak manşet, kimisi gırtlağını patlatarak slogan, kimi de hayâ hissini patlatarak tweet...
Bütün aktör ve figüranlar, gözlerini bu Mayıs'a dikmiş bekliyorlar.
Ne yapıp edip Türkiye'yi karıştıracaklar. Hedef bu.
BAŞARABİLİRLER Mİ?
Nasıl yapacaklar?
Yumuşak karnı çok olan bir ülkede, kaşıyacak yarası gün be gün artan bir zeminde, en olmayacak şeylerin dahi sıradanlaştığı bir zamanda bahane bulmak hiç de zor değil. Türk-Kürt meselesi, olmadı Alevî-Sünnî davası… Tutmadı, saray-diktatör zırvası... Hiç birinden ses gelmedi diyelim; ağaçtan çiçeğe, kuştan böceğe ya bir sebep çıkar yâhut çıkarılır nasıl olsa, dert değil.
Neden Mayıs diye bir soru geliyor akla. Bilmiyorum. Saygılarından değilse de, milleti sokağa dökemeyiz kaygılarından Ramazan'da yapamazlar bu işi. Temmuz- Ağustos figüran bulmak zor, Eylül'e kim öle kim kala… O zaman yaşasın Mayıs! Belki böyledir, belki de şeytanın bile henüz bilmediği bir başka sebep var.
Benim esas sorum başka:
Başarabilirler mi?
Cevabım kısa ve net:
Hayır, başaramazlar!
Diyeceksiniz ki; nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?
Geriye dönüp iki buçuk asırlık serencâma göz atıvermek yetiyor emin olmak için. İçeriden dışarıdan bu devleti yıkmak kastı ile o kadar çok dalavere çevrilmiş ki iki yüz elli senedir, haddi hesabı yok. Ama olmamış, ne yaptılarsa başaramamışlar bir türlü.
ANLAMAZLAR
Neden başaramamışlar, diyeceksiniz şimdi de.
Hainler çok kabiliyetsiz olduğu için değil, ülkeyi yönetenler hep akıllı olduğu için hiç değil. Yönetenlerin hain olduğu zamanlarda bile başaramamışlar yâhu, daha ne diyeyim.
Hepsinin derdi yıkmak olamaz, demeyin.
Acı olan da bu ya. Bir yıkılırsa; amelenin her canı sıkıldığında kavga edeceği, hainin, elden gidenleri bin bir dalavere ve şantajla geri alabileceği, şakşakçının biraz da biz yönetelim diyeceği, finansörün sözünü dinletebileceği bir devlet kalmayacak ortada. Durum bu kadar vahim, budalalık bunca yaman.
Onlar nasıl yıkarız diye düşünedursunlar; biz, 'niçin Türkiye yıkılmaz'a cevap arayalım birlikte. Gerçi bulacağımız cevapları kabule, koordinatörün imansızlığı, amelenin kalpsizliği, hainin akılsızlığı, şakşakçının nasipsizliği, finansörün kıblesizliği manidir ama olsun.Bizim marifetimizden değil, bize rağmen, Allah (c.c) bu ülkeyi muhafaza ediyor şuurundaki Türkiye sevdalılarının kalplerindeki iman nuruna emanet etmek üzere arayalım cevaplarımızı.
TÜRKİYE YIKILMAZ
Filistinli bir annenin, Suriyeli bir çocuğun, Mısırlı bir adamın, Kerküklü bir yiğidin, Hindistanlı bir âlimin duası olduğu için değil sadece; Kosova ovasında Murad Hüvendigar'ın gözyaşlarıyla ettiği, ilk ikisi kabul edilmiş duanın üçüncüsü olduğu için Türkiye yıkılmaz.
Mevlânâ'ları, Yûnus'ları, Aziz Mahmud Hüdâî'leri, Hacı Bayram Velî'leri, Seyyid Abdulhakim Hüseynî'leri değil sadece; bütün bu zevât-ı kiramın kendisine ümmet olmakla şeref bulduğu Habîb-i Ekrem'in (s.a.s) mübarek emanetlerini sinesinde saklamaya devam ettiği için Türkiye yıkılmaz.
O mukaddes emanetleri alıp gelişindeki tevazu ile zirveleşen Yavuz Sultan Selim Hân'ın hilafeti, hâkim olmak değil hâdim olmak diye tasvir eden asaleti aşkına değil sadece; liyakatten değil lütuftan doğan bir hikmet ile meclisinin şahs-ı mânevisinde o hilafetin hâlâ mündemiç bulunuşu hatırına Türkiye yıkılmaz.
Altı asır boyunca “İla-yı Kelimetullah” “Nizâm-ı Âlem” diyerek din-i mübîn-i İslâm'ın sancağını üç kıta, yedi denizde dalgalandıran ecdâdın, imansıza diz çöktürüşü hatırına değil sadece; sancak düştüğü yerden kalkar fermanı önünde layık olamayışının mahcubiyetiyle diz çöken evlâdın hatırına Türkiye yıkılmaz.
Er-Rahman'ın yüzlerini bu ülkeye dönüp son bir ümitle dua eden mazlumlara duyduğu muhabbet sebebiyle değil sadece; El-Kahhar'ın o ümmete zulmeden zâlimlere beslediği adâvet hatırına Türkiye yıkılmaz.
Düşmanları kul, dostu Allah; Türkiye yıkılmaz.
Bu ülkeyi sevmeyi iman bilenlerin yanaklarından süzülen her bir damla ebâbil kanatlı bir ah; Türkiye yıkılmaz.
Lâ gâlibe illallah, Türkiye yıkılmaz![24.03.2016]/[Serdar TUNCER]

4 Mart 2016 Cuma

Eski Kurucular Şimdi Oyuncular

Afganistan'daki Marksist hükümetin daveti üzerine Komünist lider Leonid Brejnev'in emriyle Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979'da Afganistan'a girmişti. Afgan mücahitler, Ruslarla 9 yıl savaştılar. Yenilen Sovyet askerleri 15 Mayıs 1988'de geri çekilmeye başladı ve 15 Şubat 1989'da büyük kayıplar nedeniyle Mihail Gorbaçov'un emriyle işgal sona erdi.
Savaş sonrası Sovyet güçleri, resmi kayıtlara göre Afganistan’da 14 bin 453 askerini kaybetti. Okumak İçin Tıklayınız. 
Muhtemelen ölen Rus asker sayısı gerçekte daha fazla. 451 Sovyet savaş uçağı düşürüldü. Afganistan hezimeti Sovyetlerin sonunu hazırladı. Afganistan’dan askerlerini çeken Gorbaçov döneminde SSCB darmadağın oldu.
Sovyetler, Afganistan'a girdiğinde, buranın Sovyetler’e bağlanacağı ve Rus toprakları olarak Hint Denizi’ne kadar inecekleri yazıldı, çizildi. Ama neticede SSCB Afganistan'dan kovuldu ve BİRLİK dağıldı.
Bu defa 11 Eylül saldırılarını bahane eden ABD, 2001 sonbaharında Afganistan’ı işgal etti. ABD’nin buraya yerleşeceği veya “kuzey” “güney” diye ülkeyi ikiye böleceği yazılıp çizildi. ABD ve yandaşları da burada tutunamadı. Bu sefer dünyanın diğer süper gücü ABD ve diğer destekçileri de o garip Afganistan’dan tekme tokat kovuldu, zelil ve perişan edildiler.. Okumak İçin Tıklayınız.
Rusların, Amerikalıların, Avrupalıların... Kısacası Haçlı-Siyonist ittifakının küçümsediği işgal ettiği o Afganistan, zayıf ve fakir de olsa hala bütün olarak ayakta duruyor.. Milyonlarca şehit verse de bugün Afganistan süper devletlere mezar oldu.
Afganistan'da şu an bulunan tek askeri ve siyasi güç Türkiye'dir. Türkiye, resmen NATO adına orada ama tüm birlik ve komutanlıklar Türk askerinden oluşmaktadır. Başka yabancı güç kalmadı.
ABD Irak'ı işgal etti... Okumak İçin Tıklayınız. 
Yıllarca, artık “ABD buradan çıkmaz ve Bağdat artık Washington oldu” denildi, “ABD, Türkiye’ye komşu oldu” denildi. “Kürtler ABD’ye bağlanıyor” diye konuşuluyordu. ABD, Irak’ta da tutunamadı. Çekildi, defolup gitti.. Gitti gitmesine ama yerini İran'a bıraktı. Tüm Irak'ı, İran denetimindeki Iraklı Şiilerin yönetmesini istiyordu. ABD zahiren İran’a düşmanmış gibi yapıyor ama Irak’ı, Tahran’a teslim etmeye yelteniyordu. Başbakan Nuri El Maliki bunun taşeronluğuna soyunmuştu...

Ama Irak Kürtleri ABD’ye uyup İran’a teslim olmadılar. Sünniler ise Saddam’ın generalleri, Saddam’ın istihbarat birimleri eliyle dünyayı sarsan işler yaptılar ve İran’a onlar da teslim olmadılar..
Yani işgalciler, Irak’ı da tam olarak arzu ettikleri gibi bölemediler. Herkesin kan, can, para döktüğü Irak'ta yine Sünni ve Kürt kesimler, ABD’ye veya İran’a değil aksine Türkiye’ye yaklaştılar. Bugün artık Irak Kürtleri, Ankara ile kader birliği yaptılar ve fiilen Türkiye’nin bir parçası haline geldiler. Eğer Irak, ABD’nin isteği doğrultusunda ilerde bölünecek olursa Kürtler de dahil özellikle Sünni halkın yakınlaşma veya birleşme konusunda hangi ülkeyi tercih edeceğini öğrenmek için müneccim olmaya gerek yok. Türkiye’nin Irak Şiileri ile de çok iyi ilişkileri var.

Şimdi gündemde Suriye var ve Suriye’nin de üçe bölüneceğinden söz edip masabaşı yeni “Sykes-Picot haritaları” yayınlıyorlar. Washington’da oturup yeni Suriye haritaları üretiyorlar. Şurdan şura Esad’ın olacak, burdan bura PYD’nin olacak. Kalanı muhalifler yönetecek. IŞİD de şurada duracak.. Ohh ne ala...
1991’de işgal ettiğinden bu yana Irak’a düzen getiremeyen, şekil veremeyen, 2001’de işgal ettiğinden bu yana Afganistan’da nizam sağlayamayan Amerika şimdi de Suriye’ye çeki-düzen getirecekmiş. Vay anam vay...
Washington’un üfürükten senaryolarını vahiy gibi görerek bu ülkede ve bu bölgede gelecek planı yapanlar kafalarına şunu soksunlar: 25 yılda Irak’ta, 15 yılda Afganistan’da düzen kuramayan ABD, Suriye’de asla düzen kuramaz, kuramayacak..
Yayınladıkları parçalanmış Suriye haritaları ABD’nin psikolojik savaşının bir yansımasıdır. Kaddafi’den sonra Libya’yı bölmek için de çok uğraştılar. Bölmek için Halife Hafter isimli işbirlikçi generali desteklediler. Ama beceremediler. Okumak İçin Tıklayınız.
Bundan sonraki haritaları işgalci güçler, işbirlikçi azınlıklar değil, toprağın sahibi olan halklar belirleyecekler. Çünkü artık halklar, sömüren istilacılara fırsat vermeyecek. Halklar işgal güçlerine ve ihanet şebekelerine karşı savaşlarını devam ettiriyorlar. Suriye’de devam eden savaş, işte böyle bir savaştır. İstikbal, sömürgecilerin, vesayetçilerin, güçlülerin değil, halkların ve halklarla beraber olan devletlerin olacaktır.
Bu nedenle Türkiye, dış siyasetini ülkelerdeki yönetimler üzerine değil, halklar üzerine inşa ediyor. Bu nedenle Türkiye, bugün yedi düvelle mücadele ediyor, yetmiş yıllık ABD-NATO macerasını çöpe atmaya hazırlanıyor.
Artık Türkiye olmadan bu coğrafyada hiçbir proje icra edilemez. Zemin bulamaz, tutunamaz. Ortadoğu’nun da İslam dünyasının da kalbi Türkiye'dir.. Güçlü devletlerin dünyayı paylaştığı ve yönettiği dönem artık bitmiştir. Yeni Dünya Düzeni, hakiki manada halkların irade ve tercihlerine göre şekillenen bir dünya düzeni oluyor.
Batı yüz yıl önce İslam coğrafyasına misafirliğe gelmişti. Gelirken eli boş gelmedi, fitne-fesat ve bombalarını hediye getirdi. Yüzyıl sonra şimdi Müslümanlar Batı'ya iade-i ziyarette bulunuyorlar. Herhalde eli boş gitmeyeceklerdir.
Tehditkâr ve buyurgan üslupla Türkiye ve İslam alemine nizam vermeye çalışan Batı, bu günlerde ne oldu ise hümanistleşti. “Dünyamızı savaşla değil, barışla dizayn etmenin mümkün olduğu” telkin etmeye başladılar.
Şimdi oyunun kuralları değişiyor. Bundan sonra kuralları Batı değil, başkaları koyacak. Görünen köy kılavuz istemez. Umutsuzluğa gerek yok. “Gözü olana gün ışımıştır.” [Alper Tan]

11 Ocak 2016 Pazartesi

Meselenin Özü "... Biliyoruz ..."

Birde Şöyle Bir Mesele Var.
Örnekle Anlatmaya Çalışacağım. Ben Biyolog'um ve 4 Yıl Biyoloji Bilimi ve Alt Bilimleri Üzerine Eğitim Aldım. Makro ve Mikro Canlıların Hayatları, Anatomileri, Fizyolojileri ve Benzerleri (İç ve Dış Yapıları)Hakkında Tabiren Dirsek Çürüttüm.
Bir Arkadaş da Pazarda Tezgahtar, Okul İlmi Tahsil Etmemiş. İşini de Oldukça İyi Yapıyor.
Sağlam Laf Çeviriyor Ağzında. Klasik İki Yurdum İnsanıyız ve Her Konuda Bir Bilgi ve Yetenek Sahibiyiz ya... Bu Arkadaşım da Aynen Böyle.
Ara Ara Toplanıp Çaylı-Sigaralı Sohbetlerimiz olurdu.Konu Değişken Her Zaman. Bazen Din, Bazen Politika,Bazen Askeri Ama Değişken. Bunca Değişkenliğe Rağmen Biliyoruz Herşeyi..Öyle Gazete, Dergi,Kitap,Makale gibi Entellektüel İşleriyle İlgilenen Bir Tip Değil. Araştırmaz Yani :)
Klasik İşten Gelince Televizyon Makinesinin Karşısında Şu Dizi, Film, O Belgesel, Bu Haber Gezer Durur! Ülke ve Dünyaya Dair Bilgi! Depolar.
Bir Gün Bilim İnsanlarının Dünyanın Dönmesi Konusunda Bizleri Aldattığını Konuştuk. Öyle Hemen Reddetmedim, Elbette Onun da Sözleri ve Kanıtları Var Kendince..! Ama Bilgi Sahibi Olmamasına Rağmen Fikir Sahibiydi.Başka Bir Buluşmada Fizikti Konu ve Atomu Reddetti.
Geçenlerde Evrimi Duymuş bir Yerden Geldi Benimle Tartışıyor. Reddediyor Tabi.
Biraz Kendi Kendine Konuştu, Ara Ara Carles Darvine Küfürler Etti, Biraz Zaman Sonra Kendince Evrimi de Kanıtlıyordu. Bilimsel ve Kanıtsal Örnekler/Adresler Gösteren Bir Tipim. Farazi Konuşmak Evrene ve Tanrıya İftira Niteliğinde Benim İçin. İzahlar, Kanıtlar , Deliller ve Anlatımlar . Bu İlim Üzere 4 Yıl Hem Ana Bilim hem Alt Bilim Üzere Tahsil Yapmama Rağmen 2.5/3 Saatin Sonunda
"-Sen Boşver Bunları, Hepsi Yalan Ben Biliyorum." Sözünü Duydum. Ben Biliyorum Ne Kadar Cüretkâr Bir Söz Olmuş Değil mi? Yazarken Fark Ettim Bende...
Nereden Biliyorsun deyince ;
"Hani Bilgisayardaki Tarayıcıların Arama İmleci Olan Tekerlek Varya Aynen Onun gibi İşte.
Sanki Arama Yaptı da Biran Kayboldu Bildiklerinin Arasında!

10 sn Falan  Sürdü Sonra Hata Vermiş Olacak ki Arkadaş "-Biliyorum." Diyebildi Sadece Önü Açık Sonu Açık Tek Kelimeye Tutunmuş Gibi.
Herkes Kendi Dalında Sekmeli. Evet Kesinlikle Kendimizi Geliştirmeliyiz Ama Reddedişçi ve Faraziyetçi Yaklaşım Sergilemeden. Ben Biyolog'um Bir Ziraat Mühendisinin Bilgisine Erişebilirim Teorik Olarak ama Ziraat Mühendisini Reddedemem ya da bir Avukatı! Veyahutta Subayı.
Ülkem Siyasileri ve Askeri Yönetimi 40 Yılı Aşkındır Çeşitli Yollarla Çözmeye Çalışıyorlar Terör İlletini. Ama Bizim Çok Bilmiş Zihniyetimiz 30 Yıllık Siyasinin, 20 . 25 Yıllık Komutanı Fikir, Görüş, Taktik ve Savunmasını Reddediyor.
"İndir Oraya 100 Bordo Bak ne Oluyor." Diyerek 40 Yıllık Yarayı 40 Saniyede İyileştirebiliyorlar.
Hiç Bordo Gördün mü?
Hayır.

Askerlik Yaptın mı ?
Evet.

Ne Olarak ?
Piyade.
Göreve Çıktın mı? Çatışmaya Girdin mi? Destek Olarak Çatışmaya Sonra Katıldın mı?
Hayır.
Yat, Kalk, Sürün 5 km Koş. 15  Ay Sonra Terhis Oldu Geldin Demi.

Evet Kanka ve 100 Bordo İle Terörü Çözüyorsun Öyle mi?
Ama Kanka ... ... ...
Ya da Ülkem Gitmiş  Çok Uzun Bir Süre Sonra İlk Defa Katara Üs Kurmak İçin Karar Almış..!
Neymiş Katarda ne İşimiz Varmış! Gelişmiş Ülkeler Böyle Yapmazmış.
Dünyadan Haberi Yok ki Gelişmiş Ülkelerden Haberi Olsun.
Bütün Tarihimiz Boyunca Yabancı Çanakçılığı (Mandacılık) Var Olmuştur Ulusumda.
Yazmakla Bitiremem İnanın ki.
Birde Türk Olmayan ya da Ülkem Aleyhine Çalışan Herkesin Sözüne Tam İnancı Var  Ülkem İdarecilerine, Din Görevlilerine, Subayına Yalan Söylüyorlar Diyebilecek Kadar Biliyorlar.
Çok Biliyorlar.
Dilerim Anlatabilmişimdir. Bilmeyelim Sadece Bilebildiğimiz Kadarını Bilelim Lütfen.
Ölçülü Bilelim, Edepli Bilelim mi?
Selam ve Dua İle... [31.12.2015]/[İ.G]

11 Kasım 2015 Çarşamba

Suçlu

İnfaz Edin Bütün Kararları
Yargılı Alınmıştı Hepsi Yanlış.
Yargılayın Tekrar Bütün Aşk'ları
Mahkum Edelim Tamam Aşık'ları.

Sevgisi Yok, Sadakati Yok
Ama Aşığım Diyorlarmış
Suçlu..! Aşırı Suçlu..?

Kendini Adamamış, Fedakar Olamamış
Ama Aşıkmış Adama veyahutta Kadına
Suçlu..! Daha da Suçlu..?

Gözünü Aşk'a ve Sevda'ya Kapatmış.
Lafa Bakmış, Söze Bakmış Yetmemiş
Bir de Cüzdana Göz Atmış
Ama Aşık'mış ve Seviyormuş
Suçlu Arkadaş! Suçlu..!
Daha da Aşırı Suçlu..? [02.11.2015]/[İ.G]

10 Kasım 2015 Salı

Her Dilde Sensin...

Nazarı İlahi Dem,
Kudreti Canım Sensin.
Dilimde Ruşen Nâr-ı ,
Söğüt Dalım SenSin.
Tamudur Mekanı Günahın,
Gönlümün Azli Sensin.
Pazara Çıkmışım Alan Yok,
İpimin Güruhu Sensin.
Mahkum Oldem bu Mekanda,
Makamda Sensin, Alanda...
Gözlerinde Bir Neşe Bir Neşe,
Gönlümün Sermesti SenSin.
Niyaz-ı Ef'al-i Efkarı Tendir,
Bu Tenin Nefesi Sensin.
Kevseri Bab-ı Zemdır Canı,
Fedai'dir bu Gönül! Yürek Taki Sensin.
Kıyam Eder Dururum Sana,
Muratlar Sendedir: Ümitler Sensin.
İsmin Can, Kendi Canım,
Bilcümle Ümmeti Can-ı Sensin.
Terk-i Neşem Oldu Sen İçin,
Hayaller de Sensin; Hayaller Sen..!
Bir Sevda Peyda Oldu Bende,
Gönül Barkımın Direği Sensin.[13.10.2015]/[İ.G]