TÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2016 Cuma

Başka Bir Yazı; Serdar TUNCER

Yeni Şafak gazetesi Yazarı Serdar Tuncer "Türkiye yıkılmaz" başlıklı dünkü yazısında çarpıcı tespit ve değerlendirmelerde bulundu.
Mayıs ayında Türkiye karışacak!
Koordinatörün hedefi, amelenin gayreti, hainin fitnesi bunun için, şakşakçının hayâli, finansörün umudu bu!
Büyük Türkiye istemeyen koordinatör, bölemediği Türkiye istemeyen amele, kendisinin olmayan Türkiye istemeyen hain, kendisinin iktidar olamayacağı Türkiye istemeyen şakşakçı, kendi sözünü dinlemeyenlerin iktidar olduğu Türkiye istemeyen finansör hepsi bir araya geldiler.
Birisinin planı, diğerinin bombası, ötekinin beddua ve fitnesi, berikinin alkışı, bir diğerinin parası aynı noktaya odaklandı.
Hedef, gayret, dert, hayâl ve umut bir oldu. O birin tek cümlede ifadesi ise bu kadarcık: “Mayıs ayında Türkiye karışacak!”

AKTÖRLER VE FİGÜRANLAR
Tarihin çok az evresinde birbirinden farklı bunca aktör, böylesi bir işbölümü ile bir araya gelebilmiştir.
Koordinatör, kendisindekiyle yarışacak yollara, köprülere, havaalanlarına, askeri güce, ekonomiye sahip bir Türkiye'yi asla istemezken; şakşakçı, bütün bunlar kendi eliyle gerçekleşse varlığından katiyen rahatsız olmayacak.
Hain, İslâm âleminin umudu ve duası olan Türkiye'nin kendisine ait olması durumunda en sahici sancaktarlığına soyunacakken, koordinatörün ekonomiden daha büyük huzursuzluk sebebi işte bu umut ve iddia.
Amele, elindeki bombaları patlatarak çıkaracağı kaosla Anadolu coğrafyasında bir devlet hayâli kurarken; finansörün umudu, kaostan uzak, istikrarlı ama iktidarına söz dinletebildiği bir Türkiye.
Menfaatleri birbiriyle bu kadar çelişen bu namussuz ortakların Türkiye'yi karıştırma hedeflerinin bir de gönüllü figüranları var. Her birinin bu oyuna figüran yazılma sebebi diğerinden farklı: “İkbâl hevesi, intikam sevdası, adanmışlık duygusu, gelecek kaygısı, miras at gözlüğü, kör taassub, genetik budalalık…” Ne ararsan var.
Figüranların her biri, bir başka şeyi atabilme kabiliyetine sahip. Kimi kendisini patlatarak bomba atıyor, kimi kafa patlatarak manşet, kimisi gırtlağını patlatarak slogan, kimi de hayâ hissini patlatarak tweet...
Bütün aktör ve figüranlar, gözlerini bu Mayıs'a dikmiş bekliyorlar.
Ne yapıp edip Türkiye'yi karıştıracaklar. Hedef bu.
BAŞARABİLİRLER Mİ?
Nasıl yapacaklar?
Yumuşak karnı çok olan bir ülkede, kaşıyacak yarası gün be gün artan bir zeminde, en olmayacak şeylerin dahi sıradanlaştığı bir zamanda bahane bulmak hiç de zor değil. Türk-Kürt meselesi, olmadı Alevî-Sünnî davası… Tutmadı, saray-diktatör zırvası... Hiç birinden ses gelmedi diyelim; ağaçtan çiçeğe, kuştan böceğe ya bir sebep çıkar yâhut çıkarılır nasıl olsa, dert değil.
Neden Mayıs diye bir soru geliyor akla. Bilmiyorum. Saygılarından değilse de, milleti sokağa dökemeyiz kaygılarından Ramazan'da yapamazlar bu işi. Temmuz- Ağustos figüran bulmak zor, Eylül'e kim öle kim kala… O zaman yaşasın Mayıs! Belki böyledir, belki de şeytanın bile henüz bilmediği bir başka sebep var.
Benim esas sorum başka:
Başarabilirler mi?
Cevabım kısa ve net:
Hayır, başaramazlar!
Diyeceksiniz ki; nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?
Geriye dönüp iki buçuk asırlık serencâma göz atıvermek yetiyor emin olmak için. İçeriden dışarıdan bu devleti yıkmak kastı ile o kadar çok dalavere çevrilmiş ki iki yüz elli senedir, haddi hesabı yok. Ama olmamış, ne yaptılarsa başaramamışlar bir türlü.
ANLAMAZLAR
Neden başaramamışlar, diyeceksiniz şimdi de.
Hainler çok kabiliyetsiz olduğu için değil, ülkeyi yönetenler hep akıllı olduğu için hiç değil. Yönetenlerin hain olduğu zamanlarda bile başaramamışlar yâhu, daha ne diyeyim.
Hepsinin derdi yıkmak olamaz, demeyin.
Acı olan da bu ya. Bir yıkılırsa; amelenin her canı sıkıldığında kavga edeceği, hainin, elden gidenleri bin bir dalavere ve şantajla geri alabileceği, şakşakçının biraz da biz yönetelim diyeceği, finansörün sözünü dinletebileceği bir devlet kalmayacak ortada. Durum bu kadar vahim, budalalık bunca yaman.
Onlar nasıl yıkarız diye düşünedursunlar; biz, 'niçin Türkiye yıkılmaz'a cevap arayalım birlikte. Gerçi bulacağımız cevapları kabule, koordinatörün imansızlığı, amelenin kalpsizliği, hainin akılsızlığı, şakşakçının nasipsizliği, finansörün kıblesizliği manidir ama olsun.Bizim marifetimizden değil, bize rağmen, Allah (c.c) bu ülkeyi muhafaza ediyor şuurundaki Türkiye sevdalılarının kalplerindeki iman nuruna emanet etmek üzere arayalım cevaplarımızı.
TÜRKİYE YIKILMAZ
Filistinli bir annenin, Suriyeli bir çocuğun, Mısırlı bir adamın, Kerküklü bir yiğidin, Hindistanlı bir âlimin duası olduğu için değil sadece; Kosova ovasında Murad Hüvendigar'ın gözyaşlarıyla ettiği, ilk ikisi kabul edilmiş duanın üçüncüsü olduğu için Türkiye yıkılmaz.
Mevlânâ'ları, Yûnus'ları, Aziz Mahmud Hüdâî'leri, Hacı Bayram Velî'leri, Seyyid Abdulhakim Hüseynî'leri değil sadece; bütün bu zevât-ı kiramın kendisine ümmet olmakla şeref bulduğu Habîb-i Ekrem'in (s.a.s) mübarek emanetlerini sinesinde saklamaya devam ettiği için Türkiye yıkılmaz.
O mukaddes emanetleri alıp gelişindeki tevazu ile zirveleşen Yavuz Sultan Selim Hân'ın hilafeti, hâkim olmak değil hâdim olmak diye tasvir eden asaleti aşkına değil sadece; liyakatten değil lütuftan doğan bir hikmet ile meclisinin şahs-ı mânevisinde o hilafetin hâlâ mündemiç bulunuşu hatırına Türkiye yıkılmaz.
Altı asır boyunca “İla-yı Kelimetullah” “Nizâm-ı Âlem” diyerek din-i mübîn-i İslâm'ın sancağını üç kıta, yedi denizde dalgalandıran ecdâdın, imansıza diz çöktürüşü hatırına değil sadece; sancak düştüğü yerden kalkar fermanı önünde layık olamayışının mahcubiyetiyle diz çöken evlâdın hatırına Türkiye yıkılmaz.
Er-Rahman'ın yüzlerini bu ülkeye dönüp son bir ümitle dua eden mazlumlara duyduğu muhabbet sebebiyle değil sadece; El-Kahhar'ın o ümmete zulmeden zâlimlere beslediği adâvet hatırına Türkiye yıkılmaz.
Düşmanları kul, dostu Allah; Türkiye yıkılmaz.
Bu ülkeyi sevmeyi iman bilenlerin yanaklarından süzülen her bir damla ebâbil kanatlı bir ah; Türkiye yıkılmaz.
Lâ gâlibe illallah, Türkiye yıkılmaz![24.03.2016]/[Serdar TUNCER]

4 Mart 2016 Cuma

Eski Kurucular Şimdi Oyuncular

Afganistan'daki Marksist hükümetin daveti üzerine Komünist lider Leonid Brejnev'in emriyle Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979'da Afganistan'a girmişti. Afgan mücahitler, Ruslarla 9 yıl savaştılar. Yenilen Sovyet askerleri 15 Mayıs 1988'de geri çekilmeye başladı ve 15 Şubat 1989'da büyük kayıplar nedeniyle Mihail Gorbaçov'un emriyle işgal sona erdi.
Savaş sonrası Sovyet güçleri, resmi kayıtlara göre Afganistan’da 14 bin 453 askerini kaybetti. Okumak İçin Tıklayınız. 
Muhtemelen ölen Rus asker sayısı gerçekte daha fazla. 451 Sovyet savaş uçağı düşürüldü. Afganistan hezimeti Sovyetlerin sonunu hazırladı. Afganistan’dan askerlerini çeken Gorbaçov döneminde SSCB darmadağın oldu.
Sovyetler, Afganistan'a girdiğinde, buranın Sovyetler’e bağlanacağı ve Rus toprakları olarak Hint Denizi’ne kadar inecekleri yazıldı, çizildi. Ama neticede SSCB Afganistan'dan kovuldu ve BİRLİK dağıldı.
Bu defa 11 Eylül saldırılarını bahane eden ABD, 2001 sonbaharında Afganistan’ı işgal etti. ABD’nin buraya yerleşeceği veya “kuzey” “güney” diye ülkeyi ikiye böleceği yazılıp çizildi. ABD ve yandaşları da burada tutunamadı. Bu sefer dünyanın diğer süper gücü ABD ve diğer destekçileri de o garip Afganistan’dan tekme tokat kovuldu, zelil ve perişan edildiler.. Okumak İçin Tıklayınız.
Rusların, Amerikalıların, Avrupalıların... Kısacası Haçlı-Siyonist ittifakının küçümsediği işgal ettiği o Afganistan, zayıf ve fakir de olsa hala bütün olarak ayakta duruyor.. Milyonlarca şehit verse de bugün Afganistan süper devletlere mezar oldu.
Afganistan'da şu an bulunan tek askeri ve siyasi güç Türkiye'dir. Türkiye, resmen NATO adına orada ama tüm birlik ve komutanlıklar Türk askerinden oluşmaktadır. Başka yabancı güç kalmadı.
ABD Irak'ı işgal etti... Okumak İçin Tıklayınız. 
Yıllarca, artık “ABD buradan çıkmaz ve Bağdat artık Washington oldu” denildi, “ABD, Türkiye’ye komşu oldu” denildi. “Kürtler ABD’ye bağlanıyor” diye konuşuluyordu. ABD, Irak’ta da tutunamadı. Çekildi, defolup gitti.. Gitti gitmesine ama yerini İran'a bıraktı. Tüm Irak'ı, İran denetimindeki Iraklı Şiilerin yönetmesini istiyordu. ABD zahiren İran’a düşmanmış gibi yapıyor ama Irak’ı, Tahran’a teslim etmeye yelteniyordu. Başbakan Nuri El Maliki bunun taşeronluğuna soyunmuştu...

Ama Irak Kürtleri ABD’ye uyup İran’a teslim olmadılar. Sünniler ise Saddam’ın generalleri, Saddam’ın istihbarat birimleri eliyle dünyayı sarsan işler yaptılar ve İran’a onlar da teslim olmadılar..
Yani işgalciler, Irak’ı da tam olarak arzu ettikleri gibi bölemediler. Herkesin kan, can, para döktüğü Irak'ta yine Sünni ve Kürt kesimler, ABD’ye veya İran’a değil aksine Türkiye’ye yaklaştılar. Bugün artık Irak Kürtleri, Ankara ile kader birliği yaptılar ve fiilen Türkiye’nin bir parçası haline geldiler. Eğer Irak, ABD’nin isteği doğrultusunda ilerde bölünecek olursa Kürtler de dahil özellikle Sünni halkın yakınlaşma veya birleşme konusunda hangi ülkeyi tercih edeceğini öğrenmek için müneccim olmaya gerek yok. Türkiye’nin Irak Şiileri ile de çok iyi ilişkileri var.

Şimdi gündemde Suriye var ve Suriye’nin de üçe bölüneceğinden söz edip masabaşı yeni “Sykes-Picot haritaları” yayınlıyorlar. Washington’da oturup yeni Suriye haritaları üretiyorlar. Şurdan şura Esad’ın olacak, burdan bura PYD’nin olacak. Kalanı muhalifler yönetecek. IŞİD de şurada duracak.. Ohh ne ala...
1991’de işgal ettiğinden bu yana Irak’a düzen getiremeyen, şekil veremeyen, 2001’de işgal ettiğinden bu yana Afganistan’da nizam sağlayamayan Amerika şimdi de Suriye’ye çeki-düzen getirecekmiş. Vay anam vay...
Washington’un üfürükten senaryolarını vahiy gibi görerek bu ülkede ve bu bölgede gelecek planı yapanlar kafalarına şunu soksunlar: 25 yılda Irak’ta, 15 yılda Afganistan’da düzen kuramayan ABD, Suriye’de asla düzen kuramaz, kuramayacak..
Yayınladıkları parçalanmış Suriye haritaları ABD’nin psikolojik savaşının bir yansımasıdır. Kaddafi’den sonra Libya’yı bölmek için de çok uğraştılar. Bölmek için Halife Hafter isimli işbirlikçi generali desteklediler. Ama beceremediler. Okumak İçin Tıklayınız.
Bundan sonraki haritaları işgalci güçler, işbirlikçi azınlıklar değil, toprağın sahibi olan halklar belirleyecekler. Çünkü artık halklar, sömüren istilacılara fırsat vermeyecek. Halklar işgal güçlerine ve ihanet şebekelerine karşı savaşlarını devam ettiriyorlar. Suriye’de devam eden savaş, işte böyle bir savaştır. İstikbal, sömürgecilerin, vesayetçilerin, güçlülerin değil, halkların ve halklarla beraber olan devletlerin olacaktır.
Bu nedenle Türkiye, dış siyasetini ülkelerdeki yönetimler üzerine değil, halklar üzerine inşa ediyor. Bu nedenle Türkiye, bugün yedi düvelle mücadele ediyor, yetmiş yıllık ABD-NATO macerasını çöpe atmaya hazırlanıyor.
Artık Türkiye olmadan bu coğrafyada hiçbir proje icra edilemez. Zemin bulamaz, tutunamaz. Ortadoğu’nun da İslam dünyasının da kalbi Türkiye'dir.. Güçlü devletlerin dünyayı paylaştığı ve yönettiği dönem artık bitmiştir. Yeni Dünya Düzeni, hakiki manada halkların irade ve tercihlerine göre şekillenen bir dünya düzeni oluyor.
Batı yüz yıl önce İslam coğrafyasına misafirliğe gelmişti. Gelirken eli boş gelmedi, fitne-fesat ve bombalarını hediye getirdi. Yüzyıl sonra şimdi Müslümanlar Batı'ya iade-i ziyarette bulunuyorlar. Herhalde eli boş gitmeyeceklerdir.
Tehditkâr ve buyurgan üslupla Türkiye ve İslam alemine nizam vermeye çalışan Batı, bu günlerde ne oldu ise hümanistleşti. “Dünyamızı savaşla değil, barışla dizayn etmenin mümkün olduğu” telkin etmeye başladılar.
Şimdi oyunun kuralları değişiyor. Bundan sonra kuralları Batı değil, başkaları koyacak. Görünen köy kılavuz istemez. Umutsuzluğa gerek yok. “Gözü olana gün ışımıştır.” [Alper Tan]

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Noel ve Noel Baba'ya Dair...

Birinci Varsayım; Genel Anlatım Şekliyle... 

Noel Baba efsanesi ve 6 Aralık'ta çocuklara şekerleme ile hediye verilmesi geleneğinin, Piskopos Nikola'yı konu alan Hollanda efsanesi Sinterklaas'a dayandığı kabul edilir. Bu efsane ilk kez Hollandalı göçmenler vasıtasıyla Amerika Birleşik Devletleri'ndeki New Amsterdam'a (günümüz New York City'si) ulaşmıştır.

Piskopos Nikola

Piskopos Nikola (Barili Nikola ya da Myralı Nikola olarak da bilinir), Likya'nın Myra yöresinde (günümüzde Demre) yaşamış bir 4. yüzyıl Hristiyan azîzidir. Yunanistan'ın, Rusya'nın, çocukların ve denizcilerin azizidir. 6 Aralık, Aziz Nikola Günü olarak kutlanır. 6 Aralık tarihinde birçok ülkede çocuklara hediyeler verilir.
Nikola'nın varlığını destekleyen tarihi bir doküman mevcut değildir. Antik Likya'nın liman kenti Patara'da doğduğu kabul edilir. Gençliğinde Filistin ve Mısır'ı dolaştı. Likya'ya döndükten sonra Myra piskoposu oldu. Roma İmparatoru Diocletian döneminde Hristiyanların gördüğü zulüm esnasında tutuklandı. İmparator Büyük Konstantin döneminde serbest bırakıldı ve 325 yılındaki İznik Konsili'ne katıldı. Öldükten sonra Myra'daki kilisesinin mezarlığına gömüldü. 6. yy'a gelindiğinde türbesinin ünü bayağı yayılmıştı. 1087 yılında İtalyan denizciler ya da tüccarlar kemiklerini İtalya'nın Bari kentine götürdüler. Bu nakil, Nikola'nın Avrupa'daki ününü büyük oranda artırdı ve Bari bir hac merkezi haline geldi. Nikola'nın kemikleri bugün Bari'deki 11. yy yapımı Aziz Nikola Bazilikası'ndadır.  
Nikola, iyi kalpliliği ve cömertliği ile meşhurdu. Yoksulluk nedeniyle fuhuşa sürüklenecek olan üç genç kızın çeyiz masraflarını ödeyip evlendirdiğine ve bir kasap tarafından öldürülüp tuzlu suya basılan üç çocuğu dirilttiğine inanılır. Hıristiyanlıktaki küçük azîzlerden biri olmasına rağmen, Ortaçağ'da ünü tüm Avrupa'ya yayıldı ve pek çok ülkede adına binlerce kilise inşa edildi. Roma İmparatoru I. Justinianos Nikola adına Konstantinopolis'de (bugünkü İstanbul) bir kilise inşa ettirdi. Nikola'ya atfedilen mucizeler, Ortaçağ ressamlarının ve oyuncularının sıklıkla canlandırdığı konulardandı. Aziz Nikola Günü'nde "Çocuk Piskopos" olarak adlandırılan bir erkek çocuğunu, temsili olarak, Kutsal Masumlar Günü'ne (28 Aralık) kadar piskopos atamak, tüm Avrupa'da yaygın bir gelenekti.
Nikola Hollandacada Sinterklaas (Aziz Klaas) olarak biliniyordu. Hollandalı göçmenler Amerika'ya ulaştığında bu isim zamanla Santa Claus'a dönüştü.
Günümüzdeki Noel Baba imajı

Thomas Nast'ın 1881 tarihli bir Noel Baba çizimi.
Günümüzdeki Noel Baba imajı, karikatürist Thomas Nast'ın 3 Ocak 1863 tarihli Harper's Weekly dergisinde yayınlanan çizimlerine dayanır. Nast'ın çizimleri ise 1822'de Amerikalı şair Clement Clarke Moore'un yazdığı kabul edilen ve ölümünden sonra kendisine atfedilen, "A Visit from Saint Nicholas" (Aziz Nikola'nın Ziyareti) ya da "Twas the Night Before Christmas" (Noel'den Önceki Geceydi) olarak bilinen şiirden esinlenmiştir.
Popüler Noel Baba imajı, çizer Haddon Sundblum'un, 1931 yılından itibaren Coca-Cola şirketi için hazırladığı çizimlerle son halini almıştır.  Sundblum'un Noel Baba'sı, şişman, beyaz sakallı, uçları beyaz kürklü kırmızı bir kıyafet giyen, siyah kemerli, siyah çizmeli, yumuşak kırmızı şapkalıydı.
Mitolojik unsurlar
Noel Baba'nın hediye getirmesi geleneği, İskandinav Mitolojisi'ndeki tanrı Odin'e dayanır. Odin, uçan atı Sleipnir ile avlanmaya gittiğinde, çocuklar Sleipnir için çizmelerinin içine havuç ve saman koyup şöminenin yanına asarlardı. Odin'in bu iyilik karşılığında çocuklara hediye ve şekerlemeler getirdiğine inanılırdı. Zamanla bu gelenek Avrupalı göçmenler vasıtasıyla Amerika'ya ulaştı. Çizme yerine büyük çoraplar kullanılmaya başlandı ve bu gelenek Noel'e dahil oldu.

Varsayım 2: Hikaye ve Öyküsü

Noel Baba’nın kim ve nasıl biri olduğu hakkındaki verileri üç başlığa ayırmalı:
1- Bilgiye dayanan veriler
2- İnanışlara dayanan veriler
3- Sanatsal ve ticari etkenlere bağlı gelişmelere dayanan veriler

Tüm dünyada kabul edildiği gibi, yardımseverliği ve sevecenliği ile bilinen Noel Baba M.S. 280’de Patara’da doğmuştur. Asıl adı Nicholaos’tır. Tahıl ticareti ile uğraşan varlıklı bir ailenin oğlu iken, aldığı dinsel eğitimin ardından papaz olarak Myra’da yaşamış ve orada 6 Aralık 343'te 65 yaşında iken ölmüştür.

Hakkında ülkemizde pek bilinmeyen, ancak İtalyan kayıtlarında rastlanan bir ilginç bilgi ise, Aziz Nicholaos’un 1. Hristiyanlık konsili’ne Antalya bölgesi başpiskoposu olarak katılmış olmasıdır. Roma İmparatorluğunun başkentini Roma’dan İstanbul’a taşıyan 1. Konstantin’in isteği üzerine, Hıristiyanlık içindeki problemleri çözmek amacıyla 325 yılında İznik’te (Nycea) “Dini Önderler Meclis Toplantısı” yapılmıştır. Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil bu toplantıda bugünkü şekline kavuşmuş ve Hıristiyanlık bu toplantıda imparatorluğun resmi dini olarak kabul edilmiştir.

Ölümünün ardından Myra’da adına bir kilise yaptırılır ve oraya gömülür ancak kemiklerini Bari'li haçlı-korsanlar 1087’de İtalya’ya kaçırırlar.

Aziz Nicholaos, babasından kalan yüklüce bir mirası yoksullarla paylaşmış, ancak bunu gizli yapmıştır. (Anadolu’da gizli paylaşım geleneğinin yer yer sürdüğü biliniyor. Dini bayramlarda başka bir mahallede rastgele bir bakkala gelen varsıl kişi, veresiye defterinden rastgele bir sayfa açtırır ve borçlunun borcunu kapatırmış veya evine bir sepet yiyecek gönderirmiş. Marketlerde satışa sunulan Ramazan paketlerinin kökü bu geleneğe dayanır. Yaşayan bu uygulama, Aziz Nicholaos’ı da etkileyen paylaşımcı Anadolu ruhunun bu topraklarda çok derin kökleri bulunduğunu gösterir.)

Aziz Nicholaos hakkında bilgiye dayanan veriler bunlar. Bir de bunların dışında inanışlara dayanan veriler vardır. Bu noktada gemicilik olgusuna mutlaka vurgu yapılması gerekmekte. Hıristiyanlık öncesi Avrupa’da yaygın olan pagan inanışlarında, gemicileri koruduğuna ve bazı mucizeleri olduğuna inanılan aziz kişiliklere rastlanmakta. Avrupa’nın farklı bölgelerinde paralel gelişen bu kültün ortak noktası ise koruyucu azizlerin özelliklerinin birbirine benzemeleridir.

Roma Pagan geleneğinde Belfana, Alman Pagan geleneğinde Berchta ve Knecht Ruprecht, Anglo Pagan geleneğinde Thor ve Saturn, Viking Pagan geleneğinde ise Odin/Wodan karakterleri, Kuzey Slavlarının Buz Dedesi “Ded Maroz” Hıristiyan Ermiş Aziz Nicholaos ile birleşerek Noel Baba efsanesini oluşturmuştur. Bu mitolojik karakterlerin tamamı yolcuları ve gemicileri korur, çocuklara iyi davranır, armağanlar verir ve de varsıllığını paylaşmaktan kaçınmaz.

Özellikle İskandinav ve Kuzey Slav mitlerinden esinlenen çağdaş çizerler, Ermiş Nicholaos’ı geyiklerin çektiği bir kızakta uçarken tasarlamışlardır. Hatta kendisinin, Kuzey Kutbuna yakın bir yerdeki Kahkaha Vadisi'nde yaşadığı anlatılır. Tüm bunlarla birlikte, günümüzde Noel Baba olarak bilinen karakterin omurgasını kuşkusuz Pataralı Aziz Nicholaos oluşturmuştur.

Aziz Nicholaos’un doğduğu Patara, Likya’nın en büyük limanına sahipti ve onun Pataralı gemicileri koruyan bir etkiye sahip olduğuna inanırlardı. Aziz Nicholaos’ın pek çok tehlikeli gemi yolculuğu yaptığı ve onun bindiği gemilerin limana varmayı mutlaka başardığına inanılırdı. İtalyanları etkileyen ve kemiklerini çalmaya yönelten bu söylenceler olmuş olmalı.

Neticede, İtalya’nın Bari kentinde adına yapılan katedral, her yıl binlerce insanın hacı olmak için geldiği bir çekim merkezine dönüştü ve 6 Aralık’ta Aziz Nicholaos’ı anma geleneği Avrupa’ya yayıldı. “Saint Nicholas Günü” hayırseverlik ve hediye verme günü oldu. Ruslar Ermiş Nicholaos’a özel bir sevgi beslerler ve ona özgün Rus mitlerinden gelen adıyla “Buz Dede” derler. Buna bağlı olarak Nikolai adı günümüzde Rusya’da oldukça yaygın bir erkek adıdır.

Almanya, Fransa ve Hollanda 6 Aralık gününü fakirlere ve çocuklara hediye verme günü ve bir dini bayram olarak kutladı. Bu bağlamda Hollanda’ya özel vurgu yapmak gerekiyor, çünkü eski Hollanda efsanelerinden esinle Aziz Nicholaos’ı “Sinter Klas > Santa Klaus” adıyla Amerika’ya ve oradan da dünyaya taşıyan Hollandalılardır.

1773 ve 1774 yıllarında bir New York gazetesi Hollandalı göçmenlerin “Santa Claus” adlı bir azizin ölüm gününü anmak için bir araya geldiklerini yazdı. 1800’lerde Alman göçmenlerin Noel ağacı süsleme geleneğini Amerika’ya getirdikleri yazıldı. 1863’te Thomas Nast adlı Alman asıllı bir ressam, önceleri yeşil giysili çizilen Ermiş Nicholaos’ı kendi hayal gücüne dayanarak kırmızı giysiler içinde çizmiştir. Daha da önemlisi onu Kuzey Kutbunda yaşar göstermiştir.

1900’ler geldiğinde Aziz Nicholaos betimine çizgi romanlarda yer verilmesinin ardından bir pop kültür karakterine dönüşmüştür. 1939’da Haddon Sundblom adındaki çizer Coca Cola reklamlarında kullanmak üzere Aziz Nicholaos’u bugünkü görünümü ile tasarlamıştır. Zamanla Aziz Nicholaos karakteri bunun gibi sanatsal ve ticari etkenlere bağlı olarak tüm dünyaya yayıldı. Günümüzde artık her tür giysi Aziz Nicholaos’ı çağrıştıracak desende tasarlanıp Aralık ayına doğru satışa çıkarılmakta. Aziz Nicholaos artık kendi çapında bir sanayiye döndü, ancak bundan en az yarar sağlayan coğrafya ise onun yaşadığı coğrafya olsa gerek. Üstelik hemşerimize Fransızca adıyla seslenmekteyiz.



Varsayım 3: Benzerlikler ve Hikayeler

Nicholaos hacı olmak üzere Kudüs'e gider. Geri dönüşünde fırtınaya tutulan gemiyi dualarıyla batmaktan kurtarır, ayrıca denize düşerek boğulan bir denizciyi de diriltir. O günden sonra Aziz Nicholaos denizcilerin de koruyucu azizi olarak kabul edilmiştir.
Nicholaos bir müddet sonra Patara'nın komşu kenti Myra'ya göç eder. Myra Başpiskoposu ölmüş yerine geçecek kişi üzerinde anlaşma sağlanamamıştır. Bunun üzerine sabah kiliseye ilk gelen kişinin başpiskopos olması kararlaştırılır. Aziz Nicholaos kiliseye ilk gelen kişi olarak başpiskopos seçilir. Burada da mucizelerine devam ederek üç generali ölümden kurtarır. Diğer bir öyküsü ise şöyledir:
0 yıl Myra'da kıtlık çıkar. İskenderiye'den Byzantion'a mısır götüren bir filo Myra'nın limanı olan Andriake'ye uğrar. Nicholaos hemen limana koşar ve her gemi başına bir miktar mısır vermelerini ister. Gemiciler Byzantion'a vardıklarında istemeyerek verdikleri mısırların yerlerinde olduğunu hayretle görürler.
Hıristiyanlara karşı olan İmparator Diocletianus ve Licinius zamanında Nicholaos da diğer Hıristiyanlar gibi bir ara hapsedilmiştir. M.S. 325 tarihinde Hıristiyanlık içindeki problemleri çözmek için İznik'teki (Nikaea) meclis toplantısına Myra Başpiskoposu olarak katılır. Yolda giderken bir handa öldürülerek salamura yapılmış üç çocuğu dirilttiği daha sonra Bonaventure adlı bir kilise adamı tarafından iddia edilmiştir. Ögrencilerin de koruyucusu olduğuna inanılan Aziz
Nicholaos'un 6 Aralık 343'te 65 yaşında iken öldüğü sanılmaktadır. Myralılar onun adına bir kilise yaparak içindeki lahitte onu sonsuz uykusuna bırakmışlardır.
Haçlı Seferleri sırasında 20 Nisan 1087'de Bari'den gelen tüccarlar kemiklerini çalıp Bari'ye götürmüş ve yaptıkları bazilikaya gömmüşlerdir. onun olduğu sanılan geride kalmış bir kısım kemik ise bugün Antalya Müzesi'nde saklanmaktadır.
Noel Baba Kilisesi

Aziz Nicholaos öldüğünde yapılan kilise veya şapel 529 yılındaki zelzelede yıkılınca daha büyük belki de bazilika tipinde bir kilise yapılmıştır. Peschlow, büyük apsisin güney tarafında eşit apsisli iki küçük mekân ile bugünkü binanın kuzey yan nefinin büyük kısmının bu ilk yapıya ait olduğunu tahmin etmektedir. Bu kilise VIII. yüzyılda zelzele veya Arap akınlarıyla yıkılmış, daha sonra tekrar yenilenmiştir. 1034 yılında Arap donanmasının denizden yaptığı akınlarla harap olmuştur. On yıl harap durumda kalan kilisenin 1042'de Bizans İmparatoru IX. Konstantin Monomakhos ve eşi Zöe tarafından tamir ettirildiği kitabesinden anlaşılmaktadır. XII. yüzyılda binaya bazı ekler yapılmış, kilise tekrar onarılmıştır.
XIII. yüzyılda Türklerin eline geçen Myra'da, kiliseyi serbestçe ibadet etmek için kullandığını ve kilisede bazı onarımların yapıldığını anlıyoruz. 1738'de büyük kilisenin yanındaki şapel tamir edilmiştir. 1833- 1837 yılları arasında Anadolu'yu gezen C. Texier, Myra'ya da uğramış ve kitaplarında kiliseden bahsetmiştir. Ondan on yıl kadar sonra 1842 yılı Mart ayında Teğmen Spratt ile Prof. Forbes de Myra'ya gelmiş, kilisenin bir krokisini çıkarmışlar ve kilisenin yanında bir manastırın olduğunu görmüşlerdir.
1853 yılında Kırım Harbi sırasında Ruslar kilise ile ilgilenmişler ve burada bir Rus kolonisi kurmak için Anna Golicia adındaki Rus kontesi adına toprak almışlardır. Ancak Osmanlı Devleti işin siyasî yönünü farkedince Rusların aldıkları toprakları geri almış, yalnızca kilisenin onarım istekleri kabul edilmiştir. Böylece 1862 yılında August Salzmann adında bir Fransız, Nicholaos Kilisesi'nin onarımı ile vazifelendirilmiştir. Bu restorasyonlar kilisenin aslını bozacak kadar kötü yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında 1876'da bugün görülen çan kulesi de ilave edilmiştir.
Birçok kentin koruyucu azizi olan Noel Baba'ya adanmış iki bine yakın kilise bulunmaktadır. O'nun yaşam öyküsü ve mucizeleri birçok kitapta yer almış, ancak en eskisi 750-800 yılları arasında Byzantion'da Stadion Manastırı Başkeşişlerinden Michael tarafından yazılmıştır. Şimdi biz Anadolu Bizans mimarisinin ilgi çekici bir yapısı olan St. Nicholaos Kilisesi'ni beraberce gezelim.
Müze girişinden sonra taş döşeli yoldan aşağıya doğru inilir. İnerken Noel Baba'nın heykeli solumuzda yeşillikler içinde görülür.
IV. yüzyılda burada bulunan tek kubbeli kilisenin güneyine VIII. yüzyılda haç şeklinde bir şapel ile kuzey tarafına da eklemeler yapılmıştır. Ayrıca 1862-63 senelerinde de binaya dış narteks ile iç narteksin bazı kısımları ilave edilmiştir.
Binanın esas girişi batı yönünde olmasına karşılık biz gezi yönünde anlatmayı daha uygun bulduk. Bugün iki sütunu ayakta kalmış bir avludan bir iki basamakla Bizans Devri'nde ilave edilmiş güney nefine inilir. Haç biçimli bu bölümün doğu kısmında üç kemerli pencereye sahip bir apsis yer alır. Apsisin önünde orijinal stylobat ile ortasında altar kaidesi hâlâ görülür. Apsis nişinin içinde yer yer renkleri kaybolmuş ve belirsizleşmiş aziz figürleri vardır. Bunların altındaki küçük niş içindeki fresko Noel Baba'ya aittir. Bu bölüm ve esas kilisenin güneydoğu şapelinin tabanlarında farklı desenlerde mozaik panolar görülür. Batı yönünde merdivenlerin karşısındaki niş içerisinde İsa, Meryem ve Yahya freskoları vardır.
Buradan iyi muhafaza edilmiş kapı çerçevesi bizi lahitlerin bulunduğu kısma, yani haç biçimli şapelin uzun kısmına çıkartır. Lahitlerin yer aldığı nişler içindeki freskolar bugün net olarak görülmese bile çeşitli aziz tasvirlerini içeren freskolar ile bezenmiştir. Kuzey duvarındaki ilk nişle sütunların üzerinde Meryem freskosu ilginç örneklerdir. Noel baba freskosunun bulunduğu ikinci niş sütununun ters konduğu yazılarından anlaşılmaktadır.
Nişler içinde yer alan lahitlerden birinci niş içindeki akarthus yaprakları ile süslü Roma Devri lahdinin Noel Baba'ya ait olduğu kabul edilir. Hatta Noel Baba'nın denizcilerin de azizi olmasından dolayı lahdin üzerinin balık pulu desenleriyle süslendiği söylenir. 20 Nisan 1087'de Bari'li korsanlar, Noel Baba'nın kemiklerini almak için lahdi kırmışlar, bazı kemikleri alarak Bari'ye götürmüşlerdir.
İkinci niş ile karşısındaki nişte bulunan lahitler sadedir. Burada nişler içindeki lahitlerden başka yerde iki mezar daha bulunmaktadır. Buradan bir kapı ile kilisenin iri blok levhalarla döşeli avlusuna geçilir. Avluda ise bir niş içerisinde boşaltılmış iki mezar bulunur. Yanında bulunan mermer üzerinde haç ve çapa motifi Noel Baba için yapılmış olmalıdır. Solda duvar içine yerleştirilmiş mezardaki kitabede 1118 tarihi yer alır. Avludan önce dış nartekse, sonra üç kapı ile ana mekâna (naos) açılan iç nartekse geçilir. Burası gruplar halinde piskoposların resmedildiği freskolarla süslenmiştir. Buradan geçilen esas mekân üç kemerle yan neflere açılır. Ana mekânın güneyinde iki nef vardır. İkinci nefte niş içindeki lahitte Noel Baba'nın mezarı olduğu söylenir ise de üzerindeki kadın erkek kabartması bunun böyle olmadığını gösterir. Yan nefin karşısındaki niş içerisinde ise bir başka mezar vardır. Kuzey nefin kubbesinde Hz. İsa ve 12 havarinin freskoları bulunur. Yanda ise yan nefin kazısı yapılmaktadır. Bu kazının yapıldığı nefin batı kısmında ise üç oda bulunur. Binanın ortasında pencereli ve kasnaklı bir kubbenin olması gerekirken, Salzmann yaptığı tamir sırasında mekânın üstünü kapatarak, kesme taştan kaburgalı büyük bir çapraz tonoz kullanmıştır.



Blogcunun Kaleminden: Saygı ve...

Görüldüğü Üzre Arkadaşlar, Noel ve Noel Baba Üzerine Bir Kaç Varsayım Olmasına Rağmen Tek Bir Hikayeden Bahsetmek Zor. Her Hikayenin Ortak Bir Yanı Var O da Nikolün İyilik Sever ve Yardımcı Birisi Olduğudur. Okuduğum Bir Kaç Kaynakta İse Müslüman Olduğu Yönünde Görüşler Vardır Fakat Zaman İle Bunu Hristiyanlar Sahipleniyorlar ve Bu Günki Şeklini Alıyor.
Ama En Önemlisi de Bizim Bize Ait Olmayan Bir Günü ve Kutlamayı ve Bu Günün Atıf Yerini Sahiplenmiş Olmamız. Neden Kendimize Ait Olmayan Şeyleri Sahipleniyoruz. Bu Bize Huzur mu Veriyor Yoksa Asimile Olmamız İçin Sistemin Uşaklığını mı Yapıyoruz?
Biz İnandıklarımız Uğuruna Can Verebilenler Yani TÜRK'ler Olarak Kendimize Ait Birçok Mukaddesimiz, Bir Çok Evrenselimiz, Bir Çok Saygı ve Yardım Sever Kişilerimiz Kişiliklerimiz Efsanelerimiz Varken ?
Belki Noel Kutlamaları ve Noel Babaya Karşı Sevgi Beslemek Şu Anki Zamanda Biraz Daha Varsıl Kesimin Yaklaşımı Fakat İlerleyen Devrede Kapitalizmin de Etkisiyle Bu Olgu Engellenemez İse Git Gide Büyüyerek Bizi Yani Halk Tabanına Yayılacak Gibi Görünüyor.
İnançlarım Doğrultusunda Sahiplenmeyi ve Öne Çıkartmayı Tercih Ederim. Sizler de Birlikte Hareket Etmez İseniz Zamanla Bize Ait Olmayanlara, Bize Aitmiş Gibi Sarılmaya Başlarsınız.
Öz Benliğinizi Kaybetmeyin!
Bizler İnançalrı Uğuruna Yaşayanlar Yani TÜRK'ler Kendimize Sahip Çıkmalıyız...[İ.G]

23 Temmuz 2015 Perşembe

Bir Dünya Bir TÜRKİYE-2

O Deliler ki 40 Kişilik Dev Bir Orduyla Neler Yapmışlardır Bir Okusanız...
O Deliler ki Bir Yer Bir Gök Bir de TÜRK Vardır Onlar İçin...
Bizim Bu Ruhumuz Zedelendi İşte, Yaralandı Belkide Ölümcül Derecede...
Önde Olana Sayğısı Olmayan, Önderini Saymayan Milletini de Saymaz, Sayğı Göstermez, Onda Milletten Önce Diyebileceği Bir çok Öncelik Peyda Olur.
Bakıyorsun 1071 de Kapılarını Kırıp Açtığımız ANADOLUM Nice Devirler Geçirmiş, Nice İsyanlar Görmüş Ama Bu Denli Geniş Çaplı Bir Oyun Var Mıdır ?
İşte Burası Tam Bir Muallakta!
Yeni Dönem Tarihimize Baktığımızda Etnik Çeşitliliğimizi Bir Şekilde Kullandırtmış ve Kendimize Karşı Suni Bir Düşman Oluşturulmasına Müsade Etmişizdir.
Elbet Bunda Tarihsel Süreçte Ülkemde Devşirilen HAYİN'lerin Payı Büyüktür.
41 Yılı bulmuşyur Bu Oluşumun Ömrü ve Yaklaşık 30 Yıllık Süreçte Pasifizim Üzerine Kurulu Karşılık Verme Politikasıyla Yürütülen Yanlış Politikas Eseri Sonuç Vermemiştir.
Devletimin Emanetçileri Şu Anki Hükümet de Silahlı Mücadeleden Siyasi Mücadeleye Geçmeleri İçin Gerekli Adımları Atmış ve Hatta ki Bu Hususda Bir Çok Verilmemesi Gereken İmtiyazlar ve Müsamaha Vererek Devletimin Elini  Zayıflatmış ve Otorite Boşluğu Oluşturmuştur. Tabi Bu Söylemlerim Tamamen Köşe Yazıları, Medya Görselleri ve Videolarına Dayanılarak Söylenen Sözlerdir.
Ama Görüyorum ki Ülkemde Daha Koyunların Rengi Bile Belli Değilmiş.
Biz TÜRK'üz Arkadaş TÜRK! Bizde GRİ Olmaz, Ya Siyahtır Ya Beyaz...
Bu Hem Vatansever Olup Hem Hayin Davrananlar Kimlerden!
Herkesin Ağzındaki Demokrasi Tabiri Varya. Koca Bir Yalandan İbaret Tıpkı Yalancı Gebelik Gibi.
Bütün Yazılı Tarihimize Göz Attığımızda Kutsal Meclisimiz Her Daim Olmuş ve Gerek Legal Gerekse İllegal Kararlar İle Devletin Bekası ve Halkın Selahiyeti İçin Kararlar Almışlardır.
Kararlar Karşılıklı Olarak Münazara Ortamında Adil Bir Paylaşımla Gerçekleşirken Halkın Görüşleri Sadece Temsilcileri Vasıtasıyla Olurmuş. Biz Demokratik Değil Adil Bir Milletiz. Adaletiniz Var İse Demokrasiniz Kendiliğinden Gelir Zaten.
Unutmayın Eşitlik Adalet Değildir!
1980'li Yıllardan Önce ve 80'lerden Sonra TÜRK Tarihsel Kahramanlarını Bir Kenara Bırakıp Emperyal Güçlerin Elinde Bir Piyon Misali Kapitalizmle Birlikte Kapitalizme Karşı Devrim Gerçekleştiren Küçük Unsurları Ülkem Gençlerinin Zihinlerine Atıp Ellerine Bıraktılar.
Daha Acısı Bunu Tuttuk. Daha Altını Desteklemeden Üstüne Çıktık Bağıra Bağıra Devrim Devrim Demek İçin...
Ülkem Gençlerini de Alet Ederek TÜRK'lük İle TÜRK'ler İle Gerek Ülkem İçi Gerek Ülkem Dışı Bir Çok Unsurlar Dalğa Geçmiştir. Devrim Diyerek.
Bu Öyle Bir Unsur Ki Peygamberin Devrim Anlayışından Sıyrılıp Kendilerince Hayinliğe Giden Bir Devrim Türetmişler...
Devam Edecek...
 

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Dünya Bir TÜRKİYE

Beni Takip Eden Okuyucu Dostlarım.
Genel Anlamda Burada Günlük, Haftalık veyahut Aylık Yazmadım. Burada Hislik, Hislendikçe Yazmaya Özen Gösterdim ve O Hissi De Hiç Ama Hiç İhmal Etmemeye Çalıştım.
Yeri Geldi Sinirlendim Öyle Ki Sinirimden Göz Yaşlarımı Tutamadığım Oldu.
Yeri Geldi Doldum Dolu Dizgin Çağladım, Parladım Bir Ateş Misali Etrafımı Yakmak İstedim.
Elbette Hepimizin Bildiği Üzre Herkeste Olduğu Gibi Benim de Hassasiyetlerim ve Tahammül sınırlarım Mevcut. Ne Zaman ki O Sınırlar Biri veya Birileri, Olay ya da Olaylarla Zorlandı O Zaman Durduramadım İçimden Geçenleri.
Hatam Olduysa Affola.
O Tahammül Edemediklerimin İçinde Belki en Hassas Olduğum Konu VATAN'ım Bildiğim TÜRKİYEM Oldu. Oldu ya TÜRKİYEMdeki Hasmım Olsun Hısmım Olsun Bütün Yaşayan Milletim Sınırlarım Oldu.
Lise Dönemimden Beridir Her Daim Okurum. Lise Yıllarımda Siyaset ve Politik konularda Okumamaya Özen Göstersem de İlerki Dönemlerde Bu Engelimi de Kaldırdım ve Severek ve İsteyerek Takip Ettiğim Konulardan Bir Tanesi Oldu Siyasal Konular ve Politika. Din İçerikli Olsun, Kurgu ve Mit Konulu Olsun, Biyografi Olsun, Bilimsel Olsun, Cinsel İçerikli Olsun Hemen Her Konuda Uzun ve Derin Bir Araştırma Yapmaya Çalıştım ve Çalışıyorum. Yaklaşık 10 Yılı Doldurdum Okumaya Başlayalı ve 8 Yılı Geçmiştir Kalem İle Tanışalı.
Neden Böyle Bir Anda Hayatımdan Bazı Şeyler Yazdığımı Soracak Olursanız Eğer.
Yine TÜRKİYEM İle İlintilidir Diyeyim.
Öyle İlintili Ki Sinirli mi Yazsam Yoksa Kendi Sinirimi Kontrol Ederek Mi Kalem Tutsam Karar Veremedim.
İSRA Suresi 70. Ayette Geçtiği Üzre Şan ve Şeref  Meselesi Gördüğüm İçin, Zoruma Gittiği İçin, Yediremediğim İçin Hanği Şekilde Kalem Tutsam Diye Karar Veremedim.
Törelerine Bağlı Bir Toplumuz Bizler. Öyle Bağlıyız ki Tarih Sahnesine Ne Zaman Çıktığımız Kesin Olmasa da Kayıtlı Olduğu Zamandan Şimdiye Hala Süregelmiştir o Törelerimiz.
Töre Deyince Aklınıza O Televizyon Makinesindeki Dizi/Filmlerdeki Bacak Arası Namus Bekçiliğine Soyunan Töre, Irz Düşmanlığının Üstünü Örtmeye Çalışan Yengesini Kardeşine Peşkeş Çeken, Burjuvazinin Ortadoğu Versiyonu Şeklindeki Ağasal Gösterimdeki Töreden Bahsetmiyorum. Benim Bahsimdeki Töre ;
İnanç Noktasındaki Bağlılığımız Töresi, Eş konusundaki Saygın Duruşumuzun Töresi, Ana ve Ata'ya Olan Teslimiyetimiz ve Bu Teslimiyetteki Sadakatimiz Noktasındaki Töremiz, Mertlik/Yiğitlik ve Doğru Kelimeyle Adamlık Noktasındaki Töredir.Kurallara Uyma, Yaşamı Kolaylaştırma, Önde Olana Önde Gidene Bağlı Kalma O Öndekine İhanet Etmeme İhanet Edilirse Hükmü Cezasının Uygulanmasındaki Törensen Töremizdir. 
Tabi Bu Bahsettiklerim Benim İçin Geçerli. Belki Bu Yazdıklarım İçersinde Çok küçük Bir Kısmı Kaldı Elimizde Ama İşte Gönül Bu ya Benle de Olsa Tek Bende de Kalsa Hala Var ve Varlığını Devam Ettirmekte.
Uzun Geçmiş Zamana Girip Ne Sizi Sıkmak ne de Kendimi Hissi Anlamda Üzmek İstemem. o Yüzden Zaman Vermeden Güncel Yeni Zamanımızda Oluşan Durumlar Hakkında Kalem Almak Arzusundayım.
Ne Oluyor Ülkeme. BİR DÜNYA'ya Bir TÜRKİYE' Çok mu Gelmekte. Neden Her Geçen Gün Her Geçen Yıl Daha da Zor Duruma Düşmekte. Bir Okyanus Ötesi Ülkelerde Bir Dağ Aşırı Birliklerde Neden Ülkemdeki Gibi Karışıklıklar Görülmemekte. ve Bizdeki Bu Karışıklığı Neden Birçok Yazar Olağan Şekilde Anlatmaya Çalışmakta. Kurulduğu Zamanda Olan Olaylar, Sonrasında Gelişen Süreçler, Darbeler, Muhturalar, Tehdit ve Şantaja Bağlı Yönetimsel Krizler Neden Ülkem Kurulduğu Zamandan Bu Zaman Bir Ferah Yüzü Görmemiş ve Görememektedir. Önceleri Kendi Enerjimizi Kendimize Harcıyor İç Alemimizde Birbirimizi Yiyip, VATAN MİLLET SAKARYA, TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR, TÜRKLER BAĞIMSIZLIK SEVER TÜRKİYE O YÜZDEN BAĞIMSIZ gibi Cümlelerle Ayakta Uyutuyorduk Kendimizi. Şimdilerde de Durumun Pek Değişmediğini Görmek Zor Olmasa Gerek. En Azından Bu Uykudan Uyanmış ve Uyuyormuşuz Diye Biz Öz Eleştiri Yapıyor Olmamız Bizim Artımız. Ama TÜRKİYEM İnsanı Bir Doğru Var İse Onu Yayacağına Üstünü Örmeyi, Önder Dediğini Sevmese Bile Sayğı Göstermesi Gerektiği Töresini Unutup Sayğısız ve Pervasızca Küfretmeyi Kimden Nereden ve Zaman Ögrendi.
Bizler ADALET Toplumuyuz. Meclis Kavramımız Yeni Değildir. Varlığımızdan Beri Vardır ve Kutsaldır Bizim İçin. Son Dönemde Neden Kutsal Bildiğimiz Meclise Küfrediyorsun Ey Milletdaşım. Eline ne Geçiyor.
Bir Partizanlıkla, Bir İdeolojinin Peşinden Koşup Neleri Iskaladığını Ne Zaman Göreceksin.
Kim Nasılsa Karşısındakini de Öyle Bilir Düsturumuzu Ne Zaman Kayıp Ettik.
Ne Zaman Hayinleştik. Bu Hasmane Tavırla Vatanı Satma Noktasında Kendini Kandırmaya Gelen Zihniyet Ne Ara Bu Denli Olğunlaştı. Kimse Göremedi Bunu Belki ama Kimse de Önlemiyor Belli Ki.
Bu Dünya Fani Diyoruz Ama Dünya İçin Yapılan Şan ve Şerefimizi Arttıran Bir çok Uyğulama ve Projeyi Sırf ve Sırf Karşı Durmak İçin Engel Olmya, Ona Sövmeye, Ona Küfretmeye, Ona Hakaret Etmeye ve Aşağılamaya Çalışmayı Nereden ögrendik.TÜRK'ler Yiğittir Kancık Davranamaz. Belki Uysal Durur Fakat Asla Kendini Yedirmez Diyen Atalarımıza Ne Ara Deli Saçması Diyecek Kadar Gerizekalılaştık...

Devam Edeceğim...