islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Dindar Kız İslamcı Delikanlı...

Ne zamandır yazılmayı bekleyen bir yazı bu. Sürekli olgunlaştırmaya çalıştığım, derdimi tam olarak anlatabilmek için beklettiğim bir yazı. Ancak baktım ki bu dünyada 'derdini tam olarak anlatabilmek' muhal. Ben de 'yarım yamalak da olsa yazayım' diyerek sarıldım klavyeye.

Önce yargımı ortaya koyayım: Bence bugün dindar kızlar neşe ve yaşam kültürü bakımından İslamcı delikanlılardan fersah fersah ilerdedir. Dahası, hayatı tanıma, farklılıklara saygı, duyarlılık geliştirme, dünyayı çok daha geniş bir pencereden anlama ve anlamlandırma konusunda kızlar öndedir. Daha da dahası, hayata aktif katılım konusunda delikanlılar, kızların eline su dökemezler.
Sürekli 'dünyayı kurtarmaktan bahseden' delikanlıların aksine kızlarımız, bizatihi dünyayı kurtarma sektöründe faaliyet göstermektedirler. Geçtiğimiz 1 yıl içerisinde bana bir şekilde ulaşıp yetimhane, su kuyusu, kültür merkezi, çocuk eğitimi ve benzeri alanlarda uyguladıkları projelerini anlatan insanların tamamı kızlardır mesela. Yaptıkları ayraçlarla, topladıkları minik minik paralarla, kurdukları küçük küçük okuma gruplarıyla sürekli olarak 'dünyayı değiştiren' kızlarımızdır. Delikanlılarımız ise milli içecekleri nargile eşliğinde 'dünyayı kurtarmamız gerekiyor' geyiğinin dibini bulmaktadırlar. Bilinen sözdür: 'Dünyayı konuşan değil, yapan kurtarır.

Eğitim hayatında kendini geliştirebildiği kadar geliştirme konusunda da birincilik kızlarımızdadır. Bizim delikanlılarımız aşk acısı çekip inlerken okulda derece yapan, ikinci dil öğrenen, o seminer senin bu konferans benim, o okuma grubu senin bu panel benim dolaşan onlardır. Onlarcasına katıldığım, yüzlercesini izlediğim panellerin, konferansların hiçbirinde delikanlıların sayısı kızların sayısından fazla olmayı başaramamıştır.

Bir ders halkasında İslami ilimler ve çağdaş düşünce dersi veren bir arkadaşım şöyle yakınıyor mesela: "Azizim, derse gelen kızların her biri birbirinden donanımlı. Öyle dikkatle ve bilgiye aç şekilde takip ediyorlar ki dersi; hayranım onlara. Erkeklere gelince… Zaten erkek öğrencim yok denecek kadar az. Olanların da tamamı 'hoca, senin bu anlattıklarını ben zaten biliyorum' havalarında. Elifi görse mertek sanacak herif, bana Kur'an Müslümanlığı pozu atıyor."

Peki, bu makas farkı nereden kaynaklanıyor? O konudaki fikrimi de yekten söyleyeyim: En çok pek muhterem hocalarımızdan… İslamcı delikanlılara gaz vermeye bayılan hocalarımız çocuklarımıza durmadan 'olmayan bir sosyolojinin içinden' anlatıyorlar. 'Erkeklerin üstünlüğü' meselesinden işe başlayan bu muhteremler, öyle bir 'ideal eş' tarifi yapıyorlar ve bunu yaparken delikanlılarımızı öyle bir uçuruyorlar ki… Sanırsınız bizim toplasan üst üste yirmi kitap okumamış, üç cümleyi yan yana koyup derdini anlamlı bir bütün olarak anlatmayı beceremeyen delikanlımız dünyanın en mühim insanı. Kızlarımız ise, bu donanımlı delikanlılarımız için 'çocuk üretecek' birer işçi. Gazı alan delikanlı başlıyor asıp kesmeye. Öyle bir anlatıyor ki… Sanırsınız bu pek muhterem hocalarımızın tarifine uygun giyinmeyen kızlarımız sapkınlaşmış durumdalar. Düşük belli kotla, kaslarını gösteren daracık tişörtle dolaşan dangoz, sarık takıp cübbe giyermiş havalarına bürünüp veriyor veriştiriyor kızlarımıza.

Gelelim şu neşe ve yaşam kültürü meselelerine. Yanlış yerinden politikleşen delikanlılarımızın aksine kızlarımız politika ile ilişkilerini olması gereken sınırda tutup yaşamın kendisiyle daha yakından ilgilenme yolunu seçiyorlar. Yaşamla yakından ilgilenmek de 'neşe'yi beraberinde getiriyor. Dostluğun, çayın, kahvenin, kafenin, caminin hakkını kızlarımız veriyor. Delikanlılarımız ise genellikle 'taburelerin üzerine tüneyip gündelik politika konuşmak'la tüketiyorlar nefeslerini.

Bana çok kızacaklarını biliyorum, ama söyleyeyim. Duygularını tanımayan, dahası onları tanımlayamayan, kendisini ifade etmekte zorluk yaşayan, donanım noktasında sıfırın az üzerinde bir delikanlı gündelik politikadan anlasa ne olur, anlamasa ne olur?
Bence yapılması gereken şudur: Delikanlılarımız, ellerine geçen her fırsatta kızları çekiştirip durmak yerine onların niçin kendilerinden daha neşeli, daha kültürlü, daha donanımlı, daha anlayışlı, dünyaya daha açık olduklarını araştırmalılar.
Bir yerden bir yere ulaşmayı kafaya koyduysan trene bakmanın bir faydası yok. İlk istasyonda bilet alıp atlamak lazım.[
İsmail KILIÇARSLAN]


Köşe Yazısının Tamamını Okumak İçin Tıklayınız... 

8 Ocak 2015 Perşembe

Dün... Bugün ve YARIN..!

Fransa’da, (sık sık İslam dini ile de dalga geçen) mizah dergisine baskın yapılmış.
12 insan ölmüş.
Bu olay hakkında ne düşünüyorum?
İlk soru: “Böyle bir eylemin içinde olmayı hiç düşünür müsünüz, aklınızdan böyle bir eylem hiç geçti mi?”
Cevabım net: “Hayır..”
Bir soru daha: “Sizin sözünüzü dinleyecek birisi, böyle bir eylemin içinde olmak istediğini söylese, ‘onay’ verir misiniz?”
Cevabım yine net:  “Hayır..”
Tekrar sorsalar: “Böyle bir eylem tarzı, güzel olmuş mudur?”
Cevabım şu: “Hayır..”
“Son soru, bu eylemi kınıyorsunuz değil mi?”
Cevabım:  “One minute..”

Cevabım niye “One minute?”
Sen İslam dini ile dalga geç...

Hz Peygamber’i komik çizgilerle küçümse, tahkir et...
Hatta yayın çizginin hemen hemen tamamını, “insanları tahkir etme” üzerine inşa et!
“Yapmayın etmeyin, bu yol yol değildir” diyerek uyarıda bulunanlara, “zırt erenköy” diyerek dikkate alma!..
Sonra başına bir olay gelince, benim onu kınamamı bekleyin.
Yok öyle üç kuruşa beş köfte!

Mısır’da halk gösterisi sırasında, eli kanlı teröristler, çoğu hedef gözetmeksizin açtıkları ateşle, 3 binden fazla insanı öldürdüler...
Hangi biriniz, kapı kapı dolaşıp: “Bu olayı kınıyor musunuz” dediniz?
Hiçbiriniz..
Bireysel olarak da...
Devletler olarak da...
Bir gecede, 3 binden fazla insanın öldürülmesine, bu dünyada kim, ne tepki verdi?
O katliamın sorumlusu kimdi?
Darbeci general Sisi...
Sisi’yi, Fransa kınadı mı?
Kınamadı...
Tam aksine, Fransız Cumhurbaşkanı ile kolkola girip resim verdiler...
Şimdi benden ne istiyorlar?
Mısır’daki katliamın üçyüzde biri oranındaki bir ölümlü olayı kınamamı...
Ben de onlara, “one minute” diyorum...
Haksız mıyım?
“Dergi çalışanlarının, Mısır’daki olayla ne ilgileri var?” diyecekler...
Biz de bir şey demedik.
“Ben o eylemin içinde olmam” dedim.
Yapmak isteyen bana sorsa, “(yap) demem” dedim...
Ama, işlediğiniz günahları adeta temize çıkartırcasına.. Kendinizi pir-ü pak göstermeye kalkarsanız...Hiçbir hatalı işiniz yokmuşçasına, kendinizi masummuşsunuz gibi göstermeye kalkarsanız...    “ O kadarı da fazla” deme hakkım yok mu benim?...
Irak’ta... Pakistan’da... Afganistan’da...
Hemen her hafta...
Şu meydanda, o parkta, bu sokakta...
Hatta camide, türbede...
Çoğu Batı menşeli patlayıcılarla 30-40 Müslüman birden ölürken...
Herkes günlük hayatına devam edip.
Batı ülkeleri hangi Müslüman ülkeye, hangi silahı satmanın kirli planlarını yapmaya devam ederken...
Ortadoğu ülkelerinin yeraltı zenginlikleri üzerinden, Batı ülkeleri birbirlerine racon kesip, “Ben daha fazla pay alacağım, sen daha az alacaksın” kavgaları yaparken...
O kavgalar yüzünden, Müslümanların kanları, oluk oluk akıtılırken...
Herkes uyuyup...
Fransa’da tekil bir olay yaşandığında...
Sabahtan akşama kadar, başımız şişirilecek kadar yoğun şekilde gündem oluşturulursa...
Bizim de, “pardon” deme hakkımız olmaz mı?
Fransa’da “12 kişi öldü” diye, adeta Müslümanları hedef göstererek, “Fransa’nın 11 Eylül’ü” yorumu yapan, bizim mahalledekilere ne diyelim?
Bre ahlaksızlar, İslam coğrafyasında milyonlar ölüyor...Elan ölmeye devam ediyor...

Siz “Irak’ın 11 Eylül’ü...

İran’ın 11 Eylül’ü...

Suriye’nin...

Afganistan’ın...

Pakistan’ın 11 Eylül’ü”nü bir türlü ilan etmiyorsunuz da, nasıl bir ahlaksızlık içindesiniz ki, elin gavurunun avukatlığına soyunup, Müslümanlar aleyhine kışkırtıcılık yapıyorsunuz?
ABD’nin “11 Eylül”ünü gördük...
“11 Eylül” bahanesi ile, Müslümanları nasıl tahkir ettiklerini yaşadık...
11 Eylül’ü gerekçe gösterip girdikleri Irak’ta kaçyüzbin Müslümanı öldürdüklerini gördük...
Şimdi bir de, Fransa üzerinden, hangi İslam ülkesine girilip, yüzbinlerce Müslümanın öldürülmesini istiyorsunuz?
Ki, 12 kişinin ölümünü, “Fransa’nın 11 Eylül”ü ilan ediyorsunuz!

Aslında olması gereken ne?
Kimsenin kimseyi öldürmediği bir dünya...
Ama kimsenin kimseyi tahkir de etmediği bir dünya...
Bir bölgesinde milyonlarca insan kanının bedava olduğu, diğer bölgesinde ise, tek bir insanın kılına zarar geldiğinde, gözlerin şaşılaşmadığı bir dünya...
“Dünya, beşten büyüktür” diyenlerin ayak oyunları ile devredışı bırakılmak istenmediği bir dünya...
Varsanız bu “dünya”ya...
Birlikte yürüyelim...
Yoksanız...
Kimse sizin, “konu mankeni”niz değil!
Bizde binler ölürken, katiller ile siz kolkola gireceksiniz.
Sizde üç kişi ölünce, biz “kınama” yayınlayacağız...
Yok böyle bir “dünya”!

Ali Karahasanoğlu