22 Temmuz 2015 Çarşamba

Bir Dünya Bir TÜRKİYE

Beni Takip Eden Okuyucu Dostlarım.
Genel Anlamda Burada Günlük, Haftalık veyahut Aylık Yazmadım. Burada Hislik, Hislendikçe Yazmaya Özen Gösterdim ve O Hissi De Hiç Ama Hiç İhmal Etmemeye Çalıştım.
Yeri Geldi Sinirlendim Öyle Ki Sinirimden Göz Yaşlarımı Tutamadığım Oldu.
Yeri Geldi Doldum Dolu Dizgin Çağladım, Parladım Bir Ateş Misali Etrafımı Yakmak İstedim.
Elbette Hepimizin Bildiği Üzre Herkeste Olduğu Gibi Benim de Hassasiyetlerim ve Tahammül sınırlarım Mevcut. Ne Zaman ki O Sınırlar Biri veya Birileri, Olay ya da Olaylarla Zorlandı O Zaman Durduramadım İçimden Geçenleri.
Hatam Olduysa Affola.
O Tahammül Edemediklerimin İçinde Belki en Hassas Olduğum Konu VATAN'ım Bildiğim TÜRKİYEM Oldu. Oldu ya TÜRKİYEMdeki Hasmım Olsun Hısmım Olsun Bütün Yaşayan Milletim Sınırlarım Oldu.
Lise Dönemimden Beridir Her Daim Okurum. Lise Yıllarımda Siyaset ve Politik konularda Okumamaya Özen Göstersem de İlerki Dönemlerde Bu Engelimi de Kaldırdım ve Severek ve İsteyerek Takip Ettiğim Konulardan Bir Tanesi Oldu Siyasal Konular ve Politika. Din İçerikli Olsun, Kurgu ve Mit Konulu Olsun, Biyografi Olsun, Bilimsel Olsun, Cinsel İçerikli Olsun Hemen Her Konuda Uzun ve Derin Bir Araştırma Yapmaya Çalıştım ve Çalışıyorum. Yaklaşık 10 Yılı Doldurdum Okumaya Başlayalı ve 8 Yılı Geçmiştir Kalem İle Tanışalı.
Neden Böyle Bir Anda Hayatımdan Bazı Şeyler Yazdığımı Soracak Olursanız Eğer.
Yine TÜRKİYEM İle İlintilidir Diyeyim.
Öyle İlintili Ki Sinirli mi Yazsam Yoksa Kendi Sinirimi Kontrol Ederek Mi Kalem Tutsam Karar Veremedim.
İSRA Suresi 70. Ayette Geçtiği Üzre Şan ve Şeref  Meselesi Gördüğüm İçin, Zoruma Gittiği İçin, Yediremediğim İçin Hanği Şekilde Kalem Tutsam Diye Karar Veremedim.
Törelerine Bağlı Bir Toplumuz Bizler. Öyle Bağlıyız ki Tarih Sahnesine Ne Zaman Çıktığımız Kesin Olmasa da Kayıtlı Olduğu Zamandan Şimdiye Hala Süregelmiştir o Törelerimiz.
Töre Deyince Aklınıza O Televizyon Makinesindeki Dizi/Filmlerdeki Bacak Arası Namus Bekçiliğine Soyunan Töre, Irz Düşmanlığının Üstünü Örtmeye Çalışan Yengesini Kardeşine Peşkeş Çeken, Burjuvazinin Ortadoğu Versiyonu Şeklindeki Ağasal Gösterimdeki Töreden Bahsetmiyorum. Benim Bahsimdeki Töre ;
İnanç Noktasındaki Bağlılığımız Töresi, Eş konusundaki Saygın Duruşumuzun Töresi, Ana ve Ata'ya Olan Teslimiyetimiz ve Bu Teslimiyetteki Sadakatimiz Noktasındaki Töremiz, Mertlik/Yiğitlik ve Doğru Kelimeyle Adamlık Noktasındaki Töredir.Kurallara Uyma, Yaşamı Kolaylaştırma, Önde Olana Önde Gidene Bağlı Kalma O Öndekine İhanet Etmeme İhanet Edilirse Hükmü Cezasının Uygulanmasındaki Törensen Töremizdir. 
Tabi Bu Bahsettiklerim Benim İçin Geçerli. Belki Bu Yazdıklarım İçersinde Çok küçük Bir Kısmı Kaldı Elimizde Ama İşte Gönül Bu ya Benle de Olsa Tek Bende de Kalsa Hala Var ve Varlığını Devam Ettirmekte.
Uzun Geçmiş Zamana Girip Ne Sizi Sıkmak ne de Kendimi Hissi Anlamda Üzmek İstemem. o Yüzden Zaman Vermeden Güncel Yeni Zamanımızda Oluşan Durumlar Hakkında Kalem Almak Arzusundayım.
Ne Oluyor Ülkeme. BİR DÜNYA'ya Bir TÜRKİYE' Çok mu Gelmekte. Neden Her Geçen Gün Her Geçen Yıl Daha da Zor Duruma Düşmekte. Bir Okyanus Ötesi Ülkelerde Bir Dağ Aşırı Birliklerde Neden Ülkemdeki Gibi Karışıklıklar Görülmemekte. ve Bizdeki Bu Karışıklığı Neden Birçok Yazar Olağan Şekilde Anlatmaya Çalışmakta. Kurulduğu Zamanda Olan Olaylar, Sonrasında Gelişen Süreçler, Darbeler, Muhturalar, Tehdit ve Şantaja Bağlı Yönetimsel Krizler Neden Ülkem Kurulduğu Zamandan Bu Zaman Bir Ferah Yüzü Görmemiş ve Görememektedir. Önceleri Kendi Enerjimizi Kendimize Harcıyor İç Alemimizde Birbirimizi Yiyip, VATAN MİLLET SAKARYA, TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR, TÜRKLER BAĞIMSIZLIK SEVER TÜRKİYE O YÜZDEN BAĞIMSIZ gibi Cümlelerle Ayakta Uyutuyorduk Kendimizi. Şimdilerde de Durumun Pek Değişmediğini Görmek Zor Olmasa Gerek. En Azından Bu Uykudan Uyanmış ve Uyuyormuşuz Diye Biz Öz Eleştiri Yapıyor Olmamız Bizim Artımız. Ama TÜRKİYEM İnsanı Bir Doğru Var İse Onu Yayacağına Üstünü Örmeyi, Önder Dediğini Sevmese Bile Sayğı Göstermesi Gerektiği Töresini Unutup Sayğısız ve Pervasızca Küfretmeyi Kimden Nereden ve Zaman Ögrendi.
Bizler ADALET Toplumuyuz. Meclis Kavramımız Yeni Değildir. Varlığımızdan Beri Vardır ve Kutsaldır Bizim İçin. Son Dönemde Neden Kutsal Bildiğimiz Meclise Küfrediyorsun Ey Milletdaşım. Eline ne Geçiyor.
Bir Partizanlıkla, Bir İdeolojinin Peşinden Koşup Neleri Iskaladığını Ne Zaman Göreceksin.
Kim Nasılsa Karşısındakini de Öyle Bilir Düsturumuzu Ne Zaman Kayıp Ettik.
Ne Zaman Hayinleştik. Bu Hasmane Tavırla Vatanı Satma Noktasında Kendini Kandırmaya Gelen Zihniyet Ne Ara Bu Denli Olğunlaştı. Kimse Göremedi Bunu Belki ama Kimse de Önlemiyor Belli Ki.
Bu Dünya Fani Diyoruz Ama Dünya İçin Yapılan Şan ve Şerefimizi Arttıran Bir çok Uyğulama ve Projeyi Sırf ve Sırf Karşı Durmak İçin Engel Olmya, Ona Sövmeye, Ona Küfretmeye, Ona Hakaret Etmeye ve Aşağılamaya Çalışmayı Nereden ögrendik.TÜRK'ler Yiğittir Kancık Davranamaz. Belki Uysal Durur Fakat Asla Kendini Yedirmez Diyen Atalarımıza Ne Ara Deli Saçması Diyecek Kadar Gerizekalılaştık...

Devam Edeceğim...

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Dindar Kız İslamcı Delikanlı...

Ne zamandır yazılmayı bekleyen bir yazı bu. Sürekli olgunlaştırmaya çalıştığım, derdimi tam olarak anlatabilmek için beklettiğim bir yazı. Ancak baktım ki bu dünyada 'derdini tam olarak anlatabilmek' muhal. Ben de 'yarım yamalak da olsa yazayım' diyerek sarıldım klavyeye.

Önce yargımı ortaya koyayım: Bence bugün dindar kızlar neşe ve yaşam kültürü bakımından İslamcı delikanlılardan fersah fersah ilerdedir. Dahası, hayatı tanıma, farklılıklara saygı, duyarlılık geliştirme, dünyayı çok daha geniş bir pencereden anlama ve anlamlandırma konusunda kızlar öndedir. Daha da dahası, hayata aktif katılım konusunda delikanlılar, kızların eline su dökemezler.
Sürekli 'dünyayı kurtarmaktan bahseden' delikanlıların aksine kızlarımız, bizatihi dünyayı kurtarma sektöründe faaliyet göstermektedirler. Geçtiğimiz 1 yıl içerisinde bana bir şekilde ulaşıp yetimhane, su kuyusu, kültür merkezi, çocuk eğitimi ve benzeri alanlarda uyguladıkları projelerini anlatan insanların tamamı kızlardır mesela. Yaptıkları ayraçlarla, topladıkları minik minik paralarla, kurdukları küçük küçük okuma gruplarıyla sürekli olarak 'dünyayı değiştiren' kızlarımızdır. Delikanlılarımız ise milli içecekleri nargile eşliğinde 'dünyayı kurtarmamız gerekiyor' geyiğinin dibini bulmaktadırlar. Bilinen sözdür: 'Dünyayı konuşan değil, yapan kurtarır.

Eğitim hayatında kendini geliştirebildiği kadar geliştirme konusunda da birincilik kızlarımızdadır. Bizim delikanlılarımız aşk acısı çekip inlerken okulda derece yapan, ikinci dil öğrenen, o seminer senin bu konferans benim, o okuma grubu senin bu panel benim dolaşan onlardır. Onlarcasına katıldığım, yüzlercesini izlediğim panellerin, konferansların hiçbirinde delikanlıların sayısı kızların sayısından fazla olmayı başaramamıştır.

Bir ders halkasında İslami ilimler ve çağdaş düşünce dersi veren bir arkadaşım şöyle yakınıyor mesela: "Azizim, derse gelen kızların her biri birbirinden donanımlı. Öyle dikkatle ve bilgiye aç şekilde takip ediyorlar ki dersi; hayranım onlara. Erkeklere gelince… Zaten erkek öğrencim yok denecek kadar az. Olanların da tamamı 'hoca, senin bu anlattıklarını ben zaten biliyorum' havalarında. Elifi görse mertek sanacak herif, bana Kur'an Müslümanlığı pozu atıyor."

Peki, bu makas farkı nereden kaynaklanıyor? O konudaki fikrimi de yekten söyleyeyim: En çok pek muhterem hocalarımızdan… İslamcı delikanlılara gaz vermeye bayılan hocalarımız çocuklarımıza durmadan 'olmayan bir sosyolojinin içinden' anlatıyorlar. 'Erkeklerin üstünlüğü' meselesinden işe başlayan bu muhteremler, öyle bir 'ideal eş' tarifi yapıyorlar ve bunu yaparken delikanlılarımızı öyle bir uçuruyorlar ki… Sanırsınız bizim toplasan üst üste yirmi kitap okumamış, üç cümleyi yan yana koyup derdini anlamlı bir bütün olarak anlatmayı beceremeyen delikanlımız dünyanın en mühim insanı. Kızlarımız ise, bu donanımlı delikanlılarımız için 'çocuk üretecek' birer işçi. Gazı alan delikanlı başlıyor asıp kesmeye. Öyle bir anlatıyor ki… Sanırsınız bu pek muhterem hocalarımızın tarifine uygun giyinmeyen kızlarımız sapkınlaşmış durumdalar. Düşük belli kotla, kaslarını gösteren daracık tişörtle dolaşan dangoz, sarık takıp cübbe giyermiş havalarına bürünüp veriyor veriştiriyor kızlarımıza.

Gelelim şu neşe ve yaşam kültürü meselelerine. Yanlış yerinden politikleşen delikanlılarımızın aksine kızlarımız politika ile ilişkilerini olması gereken sınırda tutup yaşamın kendisiyle daha yakından ilgilenme yolunu seçiyorlar. Yaşamla yakından ilgilenmek de 'neşe'yi beraberinde getiriyor. Dostluğun, çayın, kahvenin, kafenin, caminin hakkını kızlarımız veriyor. Delikanlılarımız ise genellikle 'taburelerin üzerine tüneyip gündelik politika konuşmak'la tüketiyorlar nefeslerini.

Bana çok kızacaklarını biliyorum, ama söyleyeyim. Duygularını tanımayan, dahası onları tanımlayamayan, kendisini ifade etmekte zorluk yaşayan, donanım noktasında sıfırın az üzerinde bir delikanlı gündelik politikadan anlasa ne olur, anlamasa ne olur?
Bence yapılması gereken şudur: Delikanlılarımız, ellerine geçen her fırsatta kızları çekiştirip durmak yerine onların niçin kendilerinden daha neşeli, daha kültürlü, daha donanımlı, daha anlayışlı, dünyaya daha açık olduklarını araştırmalılar.
Bir yerden bir yere ulaşmayı kafaya koyduysan trene bakmanın bir faydası yok. İlk istasyonda bilet alıp atlamak lazım.[
İsmail KILIÇARSLAN]


Köşe Yazısının Tamamını Okumak İçin Tıklayınız...